17 Şubat 2020 Pazartesi

Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı mektup


Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı mektup
Mustafa Kemal Atatürk – İsmet İnönü

Atatürk’ün İnönü’ye yazdığı o mektup:

Ve 30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı İsmet İnönü’ne şöyle yazdı:

“Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.
Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.
Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.

Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.

Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.

Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.

Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!”

(Mektup, Turgut Özakman’ın yazmış olduğu ‘Cumhuriyet: Türk Mucizesi 2’ kitabından alınmıştır.)


“Asırlardan aşağıya doğru ne kartalca bir süzülüş ve nasıl bir kartal?”


“Mustafa Kemal, pek sevdiği kitapları, haritalarıyla çevrelenmiş kütüphanesindeki huzur ve rahatı hiçbir yerde bulamazdı. (...)” diye anlatımını sürdürmüştür. Konuk Amerikalı Büyükelçi-General, kitabının bir yerinde evsahibinin kendi oluşturduğu öz mekânında (kütüphanesinde) aldığı güvenli pozisyonlar üstüne biraz daha ayrıntı vermektedir: 

“Gazi, Türklük heyecan ve davasını ispat için, öğle yemeğinden akşama kadar kütüphanesinde bana, haritalar veya olayların devamını gösteren sayısız kitap ve belgeler göstererek bilgi verirken inandım ki, onun kadar vecd ve heyecanla davasına sarılan bir insan tarihte az görülebilir. Bu öğle sonrası, hatıralarım arasında değerli bir yer tutmaktadır.”

Konuk Amerikalı Büyükelçi-General, Ev Sahibi Cumhurbaşkanı’nın kendi milletiyle ilgili -hiçbir yerde yayımlanmamış- bir değerlendirmesini de aktarmıştır:

“Bu ilham veren konuşmayı hatırlamaya çalışıyorum. Diyordu ki:”

“Türk milletimiz eski ve şerefli bir millettir. Zaten Orta Asya’nın Altay yaylasında yetiştiği için, kartalın meziyetlerini daha baştan kazanmıştır. Tâ uzakları görür, hızlı uçar ve ruhu barındıracak kadar kuvvetli bir bedene sahiptir. İster maddi, ister düşünce bakımından olsun, sıkıcı hudutlar içinde kalamaz. Nitekim Altay yaylasındaki Anayurdun dört bir yana uzaklığına da isyan etmiştir. İşte bu isyan sonucudur ki Türkler doğuya ve batıya yayılmaya başlamışlardır.
Atalarımızın bu ilk akınlarıyla, bugünün Türk milleti olan bizler, elbette çok yakından ilgiliyiz. (...)”

“Biz Türkler her çağda doğunun kılıcının keskin ağzı idik. Ama gitgide birçok Levanten unsurlar biz galiplere karışmış ve böylece Osmanlı İmparatorluğu denilen o milletler halitası ortaya çıkmıştı. Bu Osmanlı İmparatorluğu, memleketteki Türk unsurunu Avrupa içlerine doğru, iki büyük met dalgası halinde kullanmış ve yararlanmıştı. (...)

Osmanlı İmparatorluğu biz kahraman Türkler sayesinde bir büyük devlet olmuş ve dinimiz olan İslamiyet üzerine bir ruhani teşkilat kurulmuştu. İşte bu büyük devlet ile ruhani teşkilat bir tek müessese halinde İstanbul’da birleşmişlerdi. Ve orada Türkler, saray entrikalarına ve ruhani teşkilatın nüfuzuna mağlup olmuştu. Ve bu iki müessese, hükmü altındaki merkezlerden çok uzakları ve Avrupa, Anadolu, Afrika’daki birçok mıntıkaları idare etmekteydi.”

“İşte birinci büyük tablomuz burada bitmektedir. Tablo Türkler tarafından boyanmış, süslenmiş ve meydana getirilmişken bu cengâverler şimdi saray entrikalarından bunalmış bir halde geri plana itilmişlerdi. (...)”

Konuk Amerikalı Büyükelçi General, Ev Sahibinin bu coşkulu ve destani tarih turu ardından şöyle yazmıştır:

“Bu ne muhteşem bir akşam sohbeti idi! ”

“Asırlardan aşağıya doğru ne kartalca bir süzülüş ve nasıl bir kartal?”  Charles H. Sherrill, Bir Elçiden Gazi M ustafa Kemal, (Çev. Alp İlgaz), (İstanbul, Tercüman 1001 Temel Eser, 1974), s. 35.  Hikmet Özdemir. Atatürk ve Kitap. s.54-55

16 Şubat 2020 Pazar

Mustafa Kemal Atatürk: Dil

  • "Dil efendim dil… Aman yarabbi! Aman dil! Aman…" – Ölümüyle sonuçlanacak komadayken. 
  • "Milletin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."
  • "Millî duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
  • "Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. 'Türk milletindenim' diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz."
  • "Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!"
  • "Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz."
  • "Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır… Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir."

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri; Utkan Kocatürk

15 Şubat 2020 Cumartesi

Derin ABD ve Çin



DERİN ABD bir VİRÜSLE Çin'i üretimin dışına iter gibi yaptı. Petrol fiyatlarının düşmesine yol açtı. Kasım Süleymani ve Kaşıkçı cinayetleriyle mesaj yolladığı İRAN ve SUUDİ ARABİSTAN'a "Komutan benim" dedi. Rusya'ya "Akıllı ol Yeltsin dönemine gidersiniz, karışmam" uyarısı yaptı. Çin'e yatırım yapan ABD'li şirketlere de "KENDİNİZE GELİN" demeyi ihmal etmedi.
Rothschild ailesinin en has ismi olarak bilinen ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, "Çin artık tek Pazar olmayacak.
Dünya, Çin'den gelen ürünlerle yaşamayı öğrenmişti. Şimdi yeni bir döneme giriliyor. Bu ölümcül salgın ve sonrası elbette her ülke kendi planlarını revize edecek" dedi.

Çin, 1 yılda 2.5 trilyon dolarlık ihracat yaparken, 2 trilyon 200 milyar dolarlık ithalat yapıyor.
Çin'in aslında sadece 300 milyar dolarlık milli ihracat yapıyor.

Ergün DİLER

Derin Amerika ve Türkiye

İki masa

KRİTİK öneme sahip her ülkede 2 masa vardır.
Bunlardan biri ABD ile diğeri ise Çin-İngiltere ittifakıyla yürümek ister. Kabaca durum bu. Bunu Rockefeller ile el ele verip yol almak isteyenler ve Rothschildler'le kader birliği yapmak isteyenler diye de okuyabiliriz. Her önemli ülkenin derinlerinde bu iki masa vardır. BİRİ OLMAZSA DİĞERİ OLSUN diye...
Suudlar da Birleşik Arap Emirlikleri de Rusya da İngiltere de Almanya da böyledir. Bizde de iki masa var... ABD'ye yakın olanını şu an muhalefet taşımakta...
Detaylara girelim. Türkiye parantezini unutmadan ilerleyelim...
Kasım Süleymani öldürüldüğünde İngiltere Başbakanı Boris Johnson "Süleymani için ağlayacak değiliz" dedi. Açıklama ilginçti. Eski ilişkilerin kodlarını taşıyan iki dost ayrı düşüyordu... Johnson bunu KARAYİPLER'deki tatilinde söylüyordu... Aynı Johnson bir süre önce de "Eski dostlarımızla bir araya gelip yeni İMPARATORLUKLAR KURACAĞIZ" çıkışını yapıyordu. İngiltere'nin iddiasını yansıtıyordu.
Dünyanın ABD'ye mahkum olmadığını anlatıyordu...
Ancak Boris Johnson ve partneri Carrie Symonds'ın Karayipler'de geçirdiği Noel tatilinin parasını kimin ödediği ortaya çıkınca işler karıştı. İngiltere Başbakanı Johnson'un 19 bin 500 dolarlık tatil parasını işadamı DAVID ROSS ödüyordu...
Görünürde büyük bir problem yok gibiydi. Ama gerçekte ise vardı! Çünkü ROSS DERİN ABD'nin en önemli isimlerinden biri olarak biliniyordu...
Devam...
Derin Amerika, tahmin edilenden çok daha güçlüydü.
Ancak ne kadar güçlü olursanız olun, bazen suyun yolunu değiştiremezsiniz.
Derin Amerika elbette silah lobisidir, Pentagon'dur, CIA'dır. Bir masanın etrafına toplanan bu ekip, Amerika Birleşik Devletleri'ni dünyanın merkezine konumlandırmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrasında bu masa her ülkede çok güçlü oldu. Ancak değişen dünya, beklenmeyen krizler ve kaoslar masanın bazı ülkelerde etkisini kaybetmesine neden oldu.
Bazı ülkelerde Derin Devlet'e savaş açıldı. Örneğin Türkiye, Fransa, İtalya, Rusya gibi ülkeler Derin Devlet'e çok ağır darbe vurdu. Bu 4 ülke aslında Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyadaki etkinliğini sağladığı denge ülkeleriydi.
Türkiye'deki Derin Devlet, Washington'ın Ortadoğu'da çok etkin olmasını sağlıyordu.
1950'lerde Türkiye'de siyasi kutuplaşma hazırlandı. Derin Amerika'nın masasında hazırlanan bu çatışma hali, Türkiye'nin kendi gücüne odaklanmasını engelledi.
Bazı dönemlerde yükselen güç, darbelerle engellendi.
Ardından SAĞ-SOL çatışması... Bu da Türkiye'nin belki de gelecek 50 yılını bitirdi. Sonra darbe ile yeni döneme geçildi. Bu kez ortaya PKK diye bir örgüt çıktı.
Kuruluşu Derin Amerika'nın masasında yapılan bu örgüt, Türkiye içindeki bazı odakların desteği ile de güçlendi. Daha birçok çatışma halini burada alt alta sıralayabiliriz. Ama gerek yok... Bugüne bakın!
Değişen bir şey var mı!
Bugün de Türkiye'de siyasi kutuplaşma oldukça belirgin.
Bu Derin Amerika'nın fikriydi. Yani aradan 70 yıl geçmesine rağmen Türkiye'de siyasi kutuplaşma gerçeği değişmedi. Ancak Türkiye'deki Derin Amerika ağır yara aldı. Türkiye'nin yüzde 90'ına hakim olan bu güç, yüzde 30'ları kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak şimdi tekrar yüzde 90'lık güç için harekete geçti.
Türk siyasetini dikkatlice incelerseniz, derin bir savaşın olduğunu görürsünüz.

Ergün Diler

Derin Amerika ve Rusya

Peki bir de Suriye ve Libya'da karşı karşıya geldiğimiz Rusya'ya bakalım...
Rusya'da Coronavirüs çıksa ne olur? Cevap basit!

HİÇBİR ŞEY... Çünkü Rusya'nın bağımlı olduğu tek sektör enerji. Enerjiye yani doğalgaz ve petrole Coronavirüs bulaşmayacağına göre virüs operasyonu da Rusya için gereksiz.
Rusya'yı ekonomik olarak etkilemek istiyorsanız, petrol fiyatlarını düşürürsünüz.
Coronavirüs, Rusya'da ortaya çıksaydı petrol fiyatları düşmezdi.
Ancak Çin'de ortaya çıkınca, petrol fiyatları 20 dolar civarında düşüş yaşadı. Washington, Coronavirüs dalgasının etki alanını daha da arttırırsa, petrol fiyatları 40 doların altına iner.
Bunu da bilen biliyor...
Rusya bunu gördüğü için Libya konusunda Türkiye ile değil Amerika Birleşik Devletleri ile yürümeyi tercih etti. Bugün Derin Amerika, İdlib yerine her hangi bir yerde Türk savaş uçağının düşürülmesini isterse, Rusya birkaç saat içinde bu eylemi gerçekleştirmek için var gücüyle çalışacaktır... DENGE ve İLİŞKİ bu! Bunu bilmek durumundayız.
Bu nedenle defalarca yazdığım gibi RUSYA bizimle asla anlaşmayacaktır. Anlaşamaz da zaten. Washington perde gerisinden komut yağdırıyor çünkü...
Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da Rusya'ya ROL verdi ve Moskova'da bunu kabul etti.
Bu net olarak ortada. Putin geldiği günden bu yana ARTAN PETROL FİYATLARIYLA koltuğunu korudu. İçeride gelir düzeyi ve refah artınca aralıksız bir numara olarak kaldı... Rusya'yı değiştirdi. İstemediklerini tasfiye etti. Gücü tam olarak ele geçirdi.
Yani bu ilişkiyi en iyi PUTİN biliyordu! Bu nedenle Rusya, Türkiye ile masada anlaşmayacak.
Çünkü Amerika Birleşik Devletleri böyle istiyor. Şu bir gerçek ki, Türkiye ile Rusya yüzde 90'lık bir ortaklık yaparsa, Amerika Birleşik Devletleri'nin ne Ortadoğu'da ne de Akdeniz'de etkinliği bu kadar güçlü olur. Sıfırlanmaz ama büyük yara alır!
ABD açık şekilde Türkiye'ye, Rusya ile ittifaktan vazgeçmesi için ağır saldırılar düzenlendi.
Rus jetinin düşürülmesi, Karlov suikastı, dolar operasyonları Türkiye'nin Rusya ile kararlı ortaklığını bozamadı. Bunun hata olduğunu gördüler. Rus jetinin düşürülmesi elbette etkili olsa da sorun çözüldü. İki lider bir araya geldi krizi aştı. Bu nedenle DERİN ABD planlarını değiştirdi. Bu kez Rusya'ya Türkiye ortaklığından vazgeçmesi için baskı kurdu.
Petrolün varilinde 20 dolarlık bir düşüş, yeterli oldu. Çünkü Rusya'nın var olması için petrol fiyatlarının 70 doların altına inmemesi gerekiyor. Bu karta rağmen TÜRKİYE RUSYA ile ORTAKLIK için hep içten samimi adım attı... Ama Rusya ilk baskıda masadan uzaklaşan taraftı! CORONAVİRÜS sanıldığı gibi sadece ÇİN'i değil RUSYA'yı da vurdu. Hatta SUUDİLER'i, İRAN'ı ve Körfez'i de... Petrol fiyatı artsa RUSYA kazanıyor, Çin kaybediyordu.
Düşse Çin kazanıyor Rusya gibi petrol üreticileri kayıp yaşıyordu.
Ancak CORONAVİRÜS nedeniyle ÇİN'in enerji kullanımını YÜZDE 70 düşürdüler. Dolayısıyla RUSYA petrol satamaz oldu. Fiyatlar da düştü... Herkes kaybetti kartlar yeniden dağıtıldı... Kazanan DERİN ABD oldu... Bugün itibariyle durum bu! Yarın ve sonrasında ne olur bilinmez! Çin geri döner mi ABD'yi bitirecek hamle yapar mı? Bekleyip göreceğiz... Ama adamlar KÜRESEL oyun kurarken bile TÜRKİYE merkezde. Çünkü bize ihtiyaç her zaman fazlaydı, şimdi eskisinden de çok... Durum böyle olunca içeride SİYASİ AYAK tartışmaları başladı! Peki bu büyük oyunun dışında mı?
Bence hiç değil! Sizce?.

Ergün DİLER

14 Şubat 2020 Cuma

Türkçenin Matematiği, AHMET OKAR.


      Türkçe üzerine bir matematik modelleme ve bunun olası sosyal yansımaları
üzerine bir zihin jimnastiği "victor hugo <http://www.itusozluk.com/goster.php?t=victor+hugo>  şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. türkçe'yi en zengin kullananlardan yaşar kemal
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=ya%FEar++kemal> 'in romanları 3.500
kelimeyi geçmez" görüşü çok yaygındır. bu görüş haklıdır zira türkçe'nin
fransızca'ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. ingilizce'ye, almanca'ya,
ispanyolca'ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. ne var ki bu
türkçe'nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü türkçe az sözcük
ile çok şey anlatabilen bir dildir! daha fazla sözcük içerse bunun kimseye
zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.

     Başka bir dilden türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında
minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün türkçe karşılığında çoğu zaman aynı
kelimeyi okur. bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle
değildir. çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını
öğrenmeye, türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya
dayalıdır. türkçe'de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle
içindeki konumları belirler. tam bu noktada, türkçe'nin, referans olmak üzere
sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile
öne sürülebilir.

İngilizce-türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient"ın karşısında hep "hasta"
yazar. bu bağlamda ingilizce'nin üç kat daha fazla sözcük
içerdiği söylenirse bu doğrudur. ancak, aradaki farkların türkçe'de
vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: "doktor falanca beyin
hastası olmak", "böbrek hastası olmak", "internet hastası olmak", "filanca
şarkının hastası olmak" arasındaki farkı türkçe konuşan herkes bir çırpıda
anlar.


Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. bir kalem alıp, alt alta:
3+5=
12+5=
38+5=
yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. hepsinde aynı "+5" yazdığı halde
sonuçlar farklı çıkıyorsa, türkçe'de de hepsinde aynı "hastası olmak" ifadesi
geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. türkçe'nin az araç ile çok iş
yapmasının sırrı matematikte yatar. 0'dan 9'a kadar 10 tane rakam, artı, eksi,
çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu topu 15
simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. türkçe de benzer özellikler gösterir.
türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık
değiştirmiş halidir.

Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul
yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl
sonra türkçe'ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş
kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliyor olması demektir. bu tıpkı birinci
dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece
"x=6", "y=23" olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl
çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir.

Oysa sözgelimi ingilizce'de "go", "went" olurken "do", "did" olur. çoğul ekleri
için de durum aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil "boots" olur.
bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek
gerekir. türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. olanlar da
ses uyumu gereği "alma" olması gereken meyve isminin "elma" biçimine dönmesi
gibi birkaç minör istisnadır. kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin
türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir.bu noktadan sonra,
anlatılanları matematik olarak formüle etmek, aradaki ilişkiyi
somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. bunu yapmanın en kolay yolu
ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca 0 ve 1'leri kullanmak
yeterlidir. izleyen örneklerde [1=var] ve [0=yok] anlamında kullanılmışlardır.

kelime kökü çoğul eki matematik ifade

ev ler ev ler
1.0 0.1 1.1

Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı
artacak). tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çoğul eki yok), çoğul
olanlar ise 1.1'dir (kelime kökü var; çoğul eki var). bu kural hiç değişmemek
bir yana, öylesine güçlüdür ki türkçe'de başka hiç bir dilde yapılamayacak bir
şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1). birisi
karşısındakine sadece "ler" dediğinde, alacağı tepki: "anladık ler de, neler?"
türünden bir cevap olacaktır. bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de,
neyin çoğulunun kastedildiği açık değildir.

vurgulama sifat kökü zayiflatma matematik ifade

kırmızı
0.1.0
kıp kırmızı
1.1.0
kırmızı msı
0.1.1
kıp kırmızı msı
1.1.1

Türkçe'deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu
kural da hiç değişmez. hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir sözlükte
bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile
türetilebilir. "güneş doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı +msı;
[1.1.1]) bir renk aldı" dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır.
çünkü ayaküstü türetilen bu sıfat, hiçbir sözlükte yer almaz ama, türkçe konuşan
herkesin çok iyi bildiği bu kurala uygundur.

Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. burada zorunlu olarak kişi için 3,
zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. çoklu bit grupları şunları ifade
edecek:

011 = ben
010 = sen
000 = o
111 = biz
110 = siz
100 = onlar

00 = geniş zaman
11 = şimdiki zaman
10 = gelecek zaman
01 = geçmiş zaman

kök kişi matematik ifade

yeterlilik ............ oku (y)abil di m = 1.1.0.01.0.0.011
olumsuz ............... oku (y)a ma z mış sın = 1.1.100.0.1.010
zaman ................. gel me (y)ecek ti = 1.0.1.10.1.0.000
zaman ................. git me di k = 1.0.1.01.0.0.111
hikaye ................ şaşır abil ecek ti niz = 1.1.0.10.1.0.110
rivayet ............... bil (i)yor lar = 1.0.0.11.0.0.100


kişi




tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman "di'li geçmiş" ve
"miş'li geçmiş" olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni için ayrı bir bit
eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine katılabilir ancak, sonuç
değişmezdi. Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) sıralaması da
rastgele değildir. türkçe cümleler bir tür "crescendo
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=crescendo> " (şiddeti giderek artan dizi)
izlerler. bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. diğer
öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. yükleme
yakınlaşıldıkça önem artar. gene matematiksel olarak ele almak gerekirse,
cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir
matematik değere sahip olduğu varsayılabilir.

"dün ahmet camı kırdı" cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli
bir değere sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri
taşıyacaktır.

cümle

matematik değer
0001
matematik değer
0011
matematik değer
0111
matematik değer
1111

1 dün ahmet camı kırdı.
2 dün camı ahmet kırdı.
3 ahmet dün camı kırdı.
4 ahmet camı dün kırdı.
5 camı dün ahmet kırdı.
6 camı ahmet dün kırdı.

şimdi tablodaki cümleler tek, tek ele alınabilir:
1. cümle: dün ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.
2. cümle: dün kırılan camı başkası değil ahmet kırdı (suçlu ahmet!).
3. cümle: ahmet'in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün kitap
okumuştu).
4. cümle: ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın kırması
gerekiyor olabilirdi).
5. cümle: cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise ahmet.
6. cümle: camı ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep 'i' haliyle "camı"
olarak kaldı; fiil hep 3. tekil şahıs, di'li geçmiş zamanda
çekildi, vb.) sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da değiştirdi.

Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise
hepsinden daha fazla önem taşıdı. anlamı belirleyen de zaten her bir öğenin
matematik değeri oldu. kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman
belirtecinin (dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında
diğer anlamları vermek için kip değiştirmek (edilgen kip - passive mode
kullanmak) veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. türkçe
konuşanlar ise her bir cümlenin diğerinden farkını derhal anlarlar.

Matematik ile olan alış-veriş yalnızca verilen örneklerle sınırlı değildir.
türkçe'nin ne tarafı ele alınsa bu ilişki ile yüz, yüze gelinir. türkçe'nin bu
özelliğini "insanlar kendilerine ulaşan mesajları nasıl anlarlar? bunun
kullanılan dil ile bir ilgisi var mıdır? bir fransız, bir ingiliz, bir türk aynı
mesajı kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile aynı şekilde mi,
yoksa farklı mı algılarlar? eğer dilin algılamayla ilgisi varsa, işin içine bir
dil karışmadığı yani sözgelimi bir pantomim gösterisi izlenir veya üzerinde hiç
yazı olmayan bir afişe bakılırken, dil ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl etki ederler?" türünden sorulara yanıt ararken fark ettim. bu özellik konuya ilgi ve
sabırla yaklaşıp, bakmayı bilen herkesin görebileceği kadar açık. o nedenle, bu
güne kadar kesinlikle başkaları tarafından da görülmüş olmalı. "türkçe çok
lastikli, nereye çeksen oraya gidiyor" diyenler de aslında, hayal meyal bu
özelliği fark eder gibi olup,ne olduğunu tam adlandıramayanlardır. türkçe teknik
açıdan mükemmel bir dildir.

Bu mükemmelliğin nedeni matematik ile olan iç içeliktir. keza, ne yazık ki
türkçe'nin, bu dili konuşanlara kurduğu tuzak da buradadır. kentli-köylü,
eğitimli-eğitimsiz, doğulu-batılı, vb... kültür çatışmaları dünyanın her yerinde
vardır. gene dünyanın her yerinde iyi, kötü işleyen bir "asimilasyon
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=asimilasyon> " ve/veya "adaptasyon
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=adaptasyon> " süreci bu çatışmayı kendi
içinde bir takım sentezlere götürür. türkiye bu açıdan dünya genelinin biraz
dışındadır. bizde "asimilasyon
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=asimilasyon> " ve/veya "adaptasyon
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=adaptasyon> " süreci ya hiç çalışmaz, ya
da akıl almaz bir yavaşlıkta çalışır. sorun, başka sebeplerin yanı sıra
kullandığımız dilden de kaynaklanmaktadır. düşünme, kendi kendine sözsüz konuşma
olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin düşünce yapısı
üzerinde etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi anadillerinde
düşünürler. türklerin büyük paradoksu işte buradadır. teknik açıdan mükemmel bir
dil olan türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı kendimizce değiştirmeden, olduğu gibi
algılamaktaki en büyük engelimizi oluşturmaktadır.

Örneğin, türkiye dışına yabancı işçi olarak giden ilk nesil gerek bulundukları
ülkenin dilini öğrenme, gerekse oradaki yaşam biçimine ayak
uydurma konusunda muhteşem bir direniş gösterdiler. bu direnişin boyutları o
denli büyük oldu ki, başka hiç bir diaspora
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=diaspora> da gözlenmeyen gelişmeler
yaşandı. türk diasporası
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=t%FCrk+diasporas%FD> , getto
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=getto> laşıp kendi kültürünü gene kendi
içine kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür kurumlarını o ülkeye
ithal etti. asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul edilen
ispanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarını
taşımakla yetinirken; türklerin bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon
kanalları ve hatta kendi fast-food
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=fast-food> 'ları (lahmacun
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=lahmacun> , döner
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=d%F6ner> , vs...) oldu.

Bunları başaran insanların yeteneksiz olduklarına, dil öğrenmeyi de bu
yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azından adil ve
gerçekçi olamaz. keza, böylesine önemli bir kültür direnişi gösterenlerin, orada
doğan çocuklarını eğitirlerken, bunca sahip çıktıkları kültürlerini göz ardı
etmiş olmaları da düşünülemez. ancak gözlemlenen o ki, orada doğan ikinci nesil,
gene sözgelimi ispanyollar arasında hiç görülmediği kadar hızla asimile oldu.
bunun nedenini evdeki türkçe'nin yanı sıra okulda öğrenilen ve ev dışında
yaşanan, o ülkenin dili faktöründe aramak çok yanıltıcı olmayacaktır.

biz türkler, konuşmayı öğrenirken (tıpkı sick, ill, patient örneğinde olduğu
gibi) farklı durumların farklı kavramlar oluşturduğunu, bu farklı kavramların da
farklı adları olması gerektiğini öğrenmeyiz. aynı adı taşıyan farklı kavramları
birbirinden ayırmaya yarayacak sezgisel (sezgisel=doğal=matematiksel) yöntemin
kurallarını öğrenmeye başlarız.

Sezgiselliğe şartlanmış beyinler ise dış dünyayı hiçbir değişikliğe uğratmadan,
olduğu gibi algılamayı bilemediklerinden, bildikleri tek
yönteme yani kendilerince anlam çıkarsamaya veya başka bir ifadeyle "sezdikleri
gibi algılamaya" yönelirler.

Algıladıkları kavramların tümü kendi çıkarsamaları doğrultusunda şekillenmiş
olan, kendilerince tanımlanmış bir dünyada yaşayan insanlara ulaşan mesajlardaki
kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algılanabilir? üzerinde emek harcanmaya
değer temel sorulardan biri budur. bu sorunun yanıtı belirginleştikçe, neden
batıdaki sistemlerin bir türlü türkiye'de oluşturulamadığı sorusunun yanıtı da
belirginlik kazanabilir.

Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz tüm
iletişim alanları için geçerlidir. yunus emre <http://www.itusozluk.com/goster.php?t=yunus+emre> &#8217;nin okuması, yazması olmayan göçebe türkmen boyları <http://www.itusozluk.com/goster.php?t=t%FCrkmen+boylar%FD>  arasında 700 yıl
boyunca bir nesilden diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak
aktarılmasının ardında türkçenin sezgiselliği
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=t%FCrk%E7enin+sezgiselli%F0i> ni sonuna
kadar kullanmadaki becerisi vardır. tanzimat aydınları
<http://www.itusozluk.com/goster.php?t=tanzimat+ayd%FDnlar%FD>  ve cumhuriyet
aydınları <http://www.itusozluk.com/goster.php?t=cumhuriyet+ayd%FDnlar%FD> nın
bir türlü geniş kitlelere seslerini duyuramamalarının nedeni de gene aynı
denklemin içinde aranmalıdır. fransız gibi, alman gibi düşünmeyi öğrenenler,
meramlarını anlatırken bunu yeni öğrendikleri düşünce sistematiği içinde yapmaya
kalkışmış ve türk gibi anlatmayı becerememiş olduklarından başarısız kalmışlardır.

Mesajlar sadece algılanabildikleri kadar etkili olurlar. mesajları üretenlerin
kendi konularına ne kadar hakim oldukları mesajın bütünlüğü
açısından önemlidir ama, hitap edilen kişilerin, kendilerine yönelen mesajları
nasıl algıladıkları her şeyden daha önemlidir.


Türkçe'nin Matamatiği; Ebru Özkan

Etimoloji, İzzet Akyol

13 Şubat 2020 Perşembe

Küçük Bey’in

Payitahttayım
Fâtih’te
Mutemet Sokak
Evlâd-ı Fâtihan
Büyük Atalar
Küçük çocuk
Kütüklerde Levent
Yüreklerde Levkoşe

Anasının Kuzusu
Ataların Kızıl Elma’sı
Ellerde balonlar
Küçük beyinde
Büyük düşler
Mutemet’in
Dik sokağında
Lapa lapa karlar
Hayallerde
Çocukları sevindiren
Büyükler
Hediye ambalajında
Haki yeşili kızaklar

Sokakta yollar
Arnavut Kaldırımlar
Yürünecek
Aşınacak
Yollarda yıllar
Yaşanacak
Gözlerde
Hülyalar, Hayaller

29 Eylül 2019


                                                 
                                                             Levent Ağaoğlu
                                                   Mutemet Sokak, Fatih, 1961

Pakistan

Resim

10 Şubat 2020 Pazartesi

https://www.quora.com/Who-lived-in-Turkey-before-the-Ottomans

Why-did-the-Byzantine-Empire-last-for-so-long

Lala Mustafa Paşa

Lala Mustafa Paşa; biriktirdiği mal ve mülkünü milletinin hizmetine sunmuştur. Görev yaptığı Şam’da ve fethettiği Kıbrıs’ta vakıflar kurmuştur. O coğrafyaların Anadolu ile ebediyen devam edecek olan bağlarının delili ve maddi göstergesi olan kültür varlıklarının temellerini atmıştır. Esad veya Mustafa Akıncı gibiler istemeseler de Lala Paşa, Anadolu’nun damgasını hem Şam’a hem de Kıbrıs’a vurmuştur.

O büyük insanın yazdırdığı vakfiyesi de bir hikmet abidesidir. Özellikle Mustafa Akıncı’ya ama bulunduğu yeri hazmedemeyen bütün yöneticilere Eflatunvari öğütler ile doludur. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde mahfuz olan vakfiye, Anadolu-Şam-Kıbrıs ilişkisinin tarihi delillerini ispata kadir bir belge olduğu kadar devlet adamları için de bir vasiyettir. Hatta gizli kalmış bir siyasetnamedir, denilse yeridir.

Felsefi bir metin özelliğine sahip bu vakfiye, daha doğrusu vasiyetname; dünyanın sebepler âlemi olduğunu ve bunun meydana getirdiği tarihi dönüşümü hatırlatıp ders almak isteyenlere ilginç mesajlar vermektedir:

“Gerçekten bu dünyanın sebep kapılarının açılıp kapanması, akıllı kimsenin nazarında bir hiçtir. Ona asla emel bağlamaz, bugünün penceresinden yarının bahçelerini seyreder. Hak yolu takip eder, doğruluktan ayrılmaz. Bu dünyanın hâli daima zevale maruz, yıkılmağa mahkûmdur. Çöker, harap olur. Delili seraptır. Ulusu zelildir, çoğu azdır, kolayı güçtür.”

Paşa, Kıbrıs’ta “kendini akıllı, âlemi sersem” sananlara şöyle der: “Doğan batar, akıllısı gafildir, varlığına güvenilmez..” 

Işıklı ortamlarda kendisini ağırlayanların karşısında dili çözülenlere de bir çift sözü vardır, Devlet-i Aliyye’nin koca veziri Lala Mustafa Paşa’nın:

“Bakmışsın ki; yüksek köşkler ve saraylarda içi şen, dışı parlak, sıra sıra yastıklar konulmuş, kadehler dizilmiş odalarında, ipek entariler ve libaslar içinde dolaşan güzel kızların hoş sesleri ve türküleri duyuluyor. Zarif bahçelerinde derin havuzlar var. Ağaçlarının dalları parlıyor ve sallanıyor, kuşlarının ahenkli sesleri geliyor. Irmaklarının suları çağlıyor. Bu eğlenceler ve güzellikler varken, günün birinde, bakmışsın ki; zaman, eski âdeti üzre tersine dönüp eğreti olan saadetini geri alıp seni mezar çukuruna yuvarlar. Ailenden ayırır, topluluk dağılır, şen odalar ıssız kalır, şahnişinler tahtlar üzerine düşer. Saadet bedbahtlığa döner. Şarkı ve musıkî sesleri kesilir, adeta hiçbir şey görmemişe döner. İşin sonu hüsran olur.”

Sayın Akıncı,

Ağrına gitmesin bu sözler. Bunlar nezaketsizlik, hele, tehdit asla değildir; bilakis gölgesinde büyüdüğün Lala Mustafa Paşa’nın tarihi uyarılarıdır.

Tarih ve siyaset bilmiyorsan, Paşa’ya kulak ver!

“Ey menfaat peşinde koşan kimse! (Yani sen), vazgeç bundan. Zaman seni güldürdüğü gibi ağlatır da. Bu zalim, düzenbaz, öz evlâdına kıyan(lardan) sakın. Zira o, ‘sen, seni konuşturanı anla’ sözüne sadık değil, vadini asla yerine getirmez..”

9 Şubat 2020 Pazar

1928-1942 yılları arasında yayınlanan gazete sayfaları dijital erişime açık

1928-1942 yılları arasında yayınlanan gazete sayfalarına dijital olarak erişmek isterseniz, artık mümkün!

@istanbuledutr ve @iumerkezkutup tarafından yaklaşık 688 cilt, 55 başlık ulusal ve yerel gazeteden 581106 sayfa görüntü tarandı ve yayınlandı!

https://t.co/tu6U7PNJHO


Müthiş bir arşiv bu.
Saklayın.
Özellikle araştırma yapacaklar ya da meraklılar için bulunmaz bir kaynak.

Online Arşivler


ve adlı kullanıcılara yanıt olarak
+Z-Library sitesine bağış yapanlar için kitap/yayın indirmeyle ilgili bir kısıtlama yok. Ama siteden yararlanmak için bağış yapmak zorunlu değil, 1 gün zarfında maksimum 5 kitap/yayın, üye olunursa günde 10 kitap/yayın ücretsiz indirilebiliyor.Ben bugünkü hakkımı kullandım bile
😊
2
7