14 Şubat 2019 Perşembe

Eski Türklerde Devlet Teşkilâtı (Gök Türk Dönemi)

Eski Türklerde Devlet Teşkilâtı (Gök Türk Dönemi) / State Organization of the Ancient Turks (The Türk Qaġanate Period). Hayrettin İhsan Erkoç. Uploaded by.

Dr.Öğr.Üyesi HAYRETTİN İHSAN ERKOÇ ... Yüksek Lisans, "Eski Türklerde Devlet Teşkilâtı(Gök Türk Dönemi)", HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler ..

10 Şubat 2019 Pazar

https://www.yenisafak.com/tarih

Limasol Direnişi

İnsan ve Sıfatları, Prof İsmail Hakkı Aydın


Yenilik yaratmak fikirle başlar



03 Ocak 2019 Perşembe
Yenilik yaratmak fikirle başlar
vedat.bilgin@aksam.com.tr
Türk siyasi hayatındaki en büyük sorun yenilik yaratmaktır. Her yeni yıla girerken gelecekten ümitle bahsedenler, sanki takvimin değişmesiyle bir şeylerin değişeceğini beklerler; oysa değişimi meydana getiren elbette zamanın göstergeleri olan yılbaşları olmadığı gibi takvimdeki günler de değildir. Yenilik, ancak tasavvurlarda varsa bunlar düşünceden fikir haline geçerek, oradan bir programa ya da pratiğe dönüşme imkânı buldukları zaman meydana gelecektir.
Nitekim siyasette imparatorluktan günümüze kadar uzanan siyasal hareketlere bakıldığı zaman bu ihtiyacın siyasal hayatta nasıl bir rol oynadığını görmek mümkün olacaktır. Meşrutiyet döneminin renkli fikir hayatı içinde dahi memleketin kurtuluşunu yani imparatorluk için bir çıkış yolu gösterecek bir program mümkün olmadığı için İmparatorluk içine girdiği krizden çıkamamış, bürokratik/askeri zümrenin hegemonyasında bilinen akıbete mecbur kalmıştır.
YENİ FİKİR İHTİYACI
Cumhuriyet döneminde giderek Meşrutiyet döneminin o renkli düşünce dönemini bile aratan bir ortam oluşur; yeni fikirlere yönelmekten uzaklaşılıp ‘tek doğrulu bir siyaset anlayışına’ gidilmiştir. Oysa ilk yıllarda en az iki düşünce anlayışının etkisi Cumhuriyet Türkiye’sinde de mevcuttur. İçerik olarak liberalizmin muhtevasını yeterince yansıtmasa da liberal Sebahattin Beyin takipçileri vardır; diğer tarafta Gökalp ve Sait Halim Paşa düşünce çizgisinin sürdürülmesi beklenebilirdi fakat bırakınız bunların devamını, Cumhuriyetin otoriterleşmesi, Tek Parti süreci Kadrocular’a bile tahammül göstermemiştir.
Bu durumun neticesi düşünce hayatının kısırlaşıp, Halkevleri folklorculuğuna hapsolmak, ‘resmi aydınların’ tahakkümüne maruz kalmak olmuştur. Türkiye’de düşünce hayatının canlanma belirtileri için çok partili hayata geçmek gerekecektir. Milliyetçilik, muhafazakârlık, liberalizm eğilimlerine 1960’larda sosyalist fikirler de eklenir. Bunlar bir imkân olarak fikir hayatının canlanmasına katkı yapmışlardır fakat ‘Tek Parti’ geleneğinin oluşturduğu, daha sonra Kemalizm diye tartışılan akım devlettin resmi ‘anayasal’ ideolojisi halini aldığı için ilginç bir durum ortaya çıkmıştır. Kemalizm sosyalist sloganlarla karışık bir çeşit BAAS ideolojisi haline dönüşerek darbeleri meşrulaştıran bir ideolojik işleve sahip olmuştur.
TUTUCU ZİHNİYET
Bunun bazı neticeleri bugün dahi düşünce hayatının çoğullaşmasının, fikri kısırlığın aşılmasının, siyasette yenilik yaratmanın önündeki en önemli engellerdir. Bunlardan ilki, CHP’nin kendini yenileme kabiliyetinin üstünde sürekli bir baskı oluşturmasıdır. Bilhassa bu gelenekten gelen resmi aydınların kolaycılığa kaçıp, sosyalist düşünceden bazı alıntılar yapıp, kendilerince CHP için bir çeşit sol çıkış önermeleri, anti-demokratik zihniyetin direncini artırmaktan öteye bir sonuç vermemektedir. O düşünürlerin bugünkü dünyaya söyleyecekleri bir şeyinin olmadığını, demokrasi karşıtı, ‘kapalı toplum ideologları’ olduklarını fark edememek bile resmi aydınlardaki geri bir zihinsel durumdu ortaya koymaktadır.
İkinci önemli netice ise, bu zihniyetin siyasette her türlü yenilikçi arayışa karşı gösterdiği tepkisel tavırdır. DP’den Özal’ın ANAP’a kadar siyasette yenilik yaratarak fikir hayatının da çoğulculaşmasına yönelen her tavra tepki gösteren bu kadroların AK Parti ve Erdoğan’a tahammülsüzlüklerini biraz da buralarda aramak gerekmez mi?



9 Şubat 2019 Cumartesi

Dr. Mehmet Genç ile Söyleşi, Ayşe Böhürler, Tvnet Türk Kahvesi Programı. Söyleşinin PDF metnine erişim için linke tıklayınız:

BÜKÜMLÜ DÜŞÜNCE NERMİ UYGUR

BÜKÜMLÜ DÜŞÜNCE
NERMİ UYGUR
Düşünme genellikle dışa dönüktür: düşüncede çoğun düşünce-olmayan bir şey dile gelir. Değişmez kural değildir ama bu. Kendini de konu yapabilir, yapmalıdır düşünce. Dü­şünce, yalnızca nesnelere atılan bir ok değil, kendi üzerine bükülen bir yaydır. Düşüncenin düşünce olarak kendine özgü anlamı, kapsamı, sınırı,başarıyı araştırması büyük ya­rarlar sağlar. Uygarlığın en seçkin birkaç doğrultusundan bi­ridir bu araştırma.

Düşünceler

Kimi: durup dururken çakıverir, yakar, aydınlatır.
Kimi: parlarken söner, iz bile bırakmaz.
Kimi: çalışıp çabalarsın, bağırıp çağırırsın bir türlü gel­mek bilmez.
Kimi: kovarsın gitmez.
Kimi: sımsıkı kapatırsın kendini, gene de içe sızar.
Kimi: gelir gider, gider gelir, gelir gider...
Kimi: bakar büyütür, okula gönderir, sokakta gezdirir, alanlarda dolaştırırsın, gene de adam olmaz. Günün birinde bir bombaya dönüşüp öz-bilinci yakıp yokeder.
Kimi: umutsuz, bir yana atarsın, bir de bakarsın, günün bi­rinde, kıvrılıp kaldığı bilinçaltında en güzel çiçeklerle be­zenmiş.
Pek azı, pek azı düşüncelerin: doğar, büyür, gelişir, ser­pilir, olgunlaşır, meyve verir.
Öyle bir çiçek ki düşünce, — su, hava, toprak, yel, ısı, nem, güneş... herşey upuygun, tam kıvamında olacak herşey.
Yetmiyor gene de. Sonra gereken ne peki? Beklemek, özellikle beklemek, hiçbirşey yapmadan beklemek.
Şaşılacak şey şu ki, her yüzyılda insanı gerçekten hayran bırakacak nitelikte beş-on özgün çiçek boyatıp gelişiyor.
Düşünce, başıbozukluk anlamında özgürlük değildir. Her şeyden önce düzgün düşünmek gerek; buysa çekidüzen ister.
Boyutlarını genişletmek için zaman zaman deliliğe özense bile, düşünce olmaktan çıkmak istemeyen düşünce, kendi de koymuş olsa, birtakım kurallara uymak zorundadır.
Doğuştan bazı yatkınlıklar olmadan gerçekleşemese de öğrenmeye dayanan bir insan başarısıdır düşünme. Evde, so­kakta, okulda, işyerinde, olaylardan, başkalarından, özbenden, yanıla düzelte öğrenilir düşünme.
Düşünmenin öğrenmekle alıp vereceği olmadığını söy­lemek için insanın (düşünme diye bir şeyden azçok haberi varsa) düşünmeyi öğrenmiş olması gerekir. Oysa düşünme hiçbirzaman tam bir yetkinlikle öğrenilemez.
Büyük düşünürler bile bir bakıma düşünme-öğrencileridir.
İşler yolunda gitmeyince kafa pek işlemiyor. İşler yolunda gitti mi de, hayalgücünü yardıma çağırıp işlerin sarpa sar­dığını tasarlamayınca kafa işlemek istemiyor.
Bizim gibi düşünenleri, en güzel nitelemelerle bezeriz: akıllı, anlayışlı, iyi, soylu, yüce...
Bizim gibi düşünmeyenleri en aşağı erdemsizliklerle ba­tırırız: akılsız, kör, kötü, erdemsiz, zavallı.
Benim gibi düşünmeyenlere çok şey borçluyum: Bana taban tabana karşıt olsalar da, benim düşündüklerimi çü­rütmekten başka bir amaç da gütmeseler, hınca kapılmaz ak­lımı kullanırsam, düzgün düşünmenin büyük ölçüde koşulu, vazgeçilmez yardımcısı onlar. — İçtenlikle böyle düşün­müyorsak, düşündüklerimize belbağlanmasını istemeye pek hakkımız yok.
Önemli olan düşüncelerimizle karşımızdakini tutsak almamız değil, onunla birlikte düşünmemizdir.
Bir düşüncenin benim olması, gerçekten olgun olmasını gerektirmez. Ne var ki olgun bir düşüncenin benim düşüncem olmasına çalışmalıyım. Buysa düşünürken çok kez başkalarına başvurmamı kaçınılmaz kılar. Ne var ki bunu hiçbir yan-duyguya kapılmadan, seve seve yapmak gerekir.
Düşünmek herşeyi ille de sorunlaştırmak diye anlaşılacaksa, eksik olsun öyle düşünme! Neye yönelirse yönelsin, yöneldiği şeyi eninde sonunda çarpıtıp yoksullaştırır, tadın­dan eder böyle bir düşünme; ille de yanıta, giderek kesin ya­nıta varmak ister de ondan. Soru-yanıt bağını kaçınılmaz bir yargı diye benimseyen düşünmelerse, ergeç birkaç kavrama, çok kez önyargıya tutsak edip güdükleştirir insanı. Oysa dü­şünme, genellikle düşünme diye bilinen alışkanlıklarla iş­lemleri aşmaktır.

Yanlış Bir Düşünme Politikası

Nesneleri, olayları, durumları, ilişkileri, süreçleri tek bir açıklama kalıbına sığdırmaya yeltenmek, hem dünyayı dar­laştırmak hem insanı küçültmektir. Açıklama güzel şey, - çe­şitli açıklama yollan olduğunu bilen için ama. Örneğin, ağaçların yeşilini "ışın bileşimi" başlığı altında topladığımız belirli bir düşünme işlemiyle kendimize aydınlık kıldığımızı söyleyebiliriz. Bu, yararlandığı yöntem, kotardığı deneylerle fizik bir aydınlatma olarak saygıdeğer bir başarıdır, kuş­kusuz. Ne var ki bu açıklayışın biricik geçerli yol olduğunu savunmak, pekçok kimse bu yolun yolcusu olmaya özense de, insanı çileden çıkaran bir tutumdur aslında. Hele ağaç­ların yeşilini: güneşle dalların evlenmesi diye tasarlayan ozanları; yeryüzünün güzellik bezeği diye anlayan res­samları evrende yeri olmayan kişiler diye görmek, son de­rece üzücü bir açıklama tutumu. Ne yazık ki çoğun yanlış eğitim bu tutumu doğal bir yazgıymış gibi benimsetmeye ça­lışmakta.
"Bu soruyu ilk ben düşünmek isterdim" demedikçe bir so­ruya eğilmenin ne önemi var! Çözümü olmasa da, evreni o sorusuz tasarlayamıyorsak, o soru olmadan evren cansıkıcı
bir anlamsızlıksa, evren o sorudan ötürü yaşanmaya değer bir evrense — işte o zaman o soruya kendimizi vermeliyiz.
Böyle sorular var mı, peki? İşte eğitimin önemli görev­lerinden biri, insanı bu yolda bilinçlendirmek.
Düşünmeye başlamadan önce benimsediğin sonucu, düşünmenin bitiminde ne yapıp edip elden bırakmayacaksan hiç düşünme daha iyi.

Yıkım

Bütün yıkım şurdan geliyor: önce herşeyi doğal bir­liğinden çekip tek tek elealıyor, sonra da birbiriyle olan iliş­kilerini ortaya koymak için akla karayı seçiyoruz. Sözgelimi: düzgün düşündüğümüzü sanıp insan'ı toplumdan ayırıyor, sonra da toplumla bağlarını bulmaya çalışıyoruz; öğrenciyi öğretmenden ayrı tasarlıyor, sonra da birbirlerine yak­laştırmaya savaşıyoruz. Yeşil yaprağı güneşten ayrı elealıyor, sonra aralarındaki bağı kurmaya kalkışıyoruz. Oysa herşey birbiriyle kaynaşmış, herşey birlikte, herşey, varlık gereği bu böyle, canlıyla cansız, insanla toprak, havayla ateş, ölümle yaşam.
Düşünmek, bir çeşit borçlanmaktır. Bu tür borcu yanlış'la öderiz; karşılığında doğrular sağlarız ama.

Düşünme-Ekonomisi

Her çağın, her dönemin kafaya çivi gibi saplanan söz­cükleri var. "Tanrı", "akıl", "uzay", "devrim", "çevre sağlı­ğı", "barış" gibi kavramlar bunlar. Konuşmadan eylemeye tüm yaşama, ayrıntılara dek bunların dolayında dönüp bi­çimlenir. İşte "ekonomi" de bunlardan biri, birkaç yüzyıldan beri yoğunluğu hızla artan bir mıknatıs gibi etki alanına çek­medik birşey bırakmıyor. Seks'ten din'e, dostluk'tan eğlence'ye, eğitim'den yönetim'e her kesime çekidüzen veren o. Ernst March'tan beri "düşünmeye" de elattı, yakında yüz ya­şında "düşünme-ekonomisi".

Az çabayla çok bilmek — dönüp dolaşıp böyle tanımlanıyor düşünme ekonomisi. Açıklamalarını yalın tutacaksın, her yönüyle evrenin yapısı yalındır da ondan; bunu yaptın
mı düşünce-ekonomisine uyuyorsun demektir; herçeşit bilmede, herçeşit kültür dalında geçerli bir ilkedir bu.

Aslında sorarsanız, alabildiğine abartılıyor düşünmede ekonomi. Ekonominin başka işlerdeki yeri, önemi yad­sınamaz ama bu böyle diye düşünmeyi de ekonomiye zor­lamak, düşünmeyi bir bakıma ekonomiye tutsak etmek ne ekonomiye ne düşünmeye yaraşır. Gerçi boş lâf, gereksiz ayrıntı düşünmeye de ekonomiye de zararlıdır. Gene de, düşünme-ekonomisini taşıyan anavarsayımın sanıldığı gibi şaş­maz bir dayanıklılığı yok: Kesin bir veri değil evrenin yalın olduğu; tam tersine, sonu gelmez tartışmalar boşandıran bir sanı bu. Ayrıca: göreli bir kavram "yalınlık"; "neye göre yalın?" — diye sorar sormaz bulanıveriyor işler: bakış-açısına göre değişip çelişmeden çelişmeye sürüklüyor insanı yalınlık. Düğmeyi çevirince odamın elektrikle aydınlanması ile televizyon camında sesli-sözlü birtakım görüntüler gör­mem arasında, yalınlık yönünden, genellikle, bir ayırım gö­zetiriz. Bu bağlamda aydınlanma olayının görüntü olayından daha yalın olduğunu söyleriz çekinmeden. Oysa tavandan sarkan lambanın ışık saçması, bir bakıma, son derece kar­maşık bazı matematik, teknik, fizik kuramlarıyla dizi dizi deney ve işlemlerin sonucu.

Matematik, bilim, teknik biryana, din, toplum, insan gibi kesimleri de, ne denli deşersek deşelim o denli yalınlığa meydan okuyan varlık alanları. Bir bakıma insan yalın bir varlık. Oysa beyin zarının küçücük bir gözeneği bile ina­nılmaz oranda karmaşık bir gerçeklik. Hele sanat, — ya şiir? Gel de Genç Abdal'ın:
Sakla kulum beni, saklayım seni dizesinin anlamını, gülünç olmadan yalın bir biçimde açıkla.
"Düşünme-ekonomisi" kendi kendini çürüten bir deyim. Daha kavramın öziçeriği ekonomik bir tutumla yalınlaştırılamayacak kadar karmaşık.

Düşünme-ekonomisine gücü herşeye yeten kuşatıcı bir ilke diye bakmaktansa, araştırmaları başlatıp ileri götüren, zaman zaman başarıyla kullanılabilen yararlı bir gereç gö­züyle bakmamız yerinde olur. Nitekim bir düşünceyi hem doğru hem ekonomik olmaya zorlamak yanıltıya düşmektir. İki düşünceden biri ekonomik ama yanlış, öbürü karmaşık yapılı ama doğru ise, düzgün düşünmeden uzaklaşmak is­temiyorsak, ekonomik düşünmeyi bırakıp doğru olana belbağlamamız gerekir. Sağlam düşünmek, çok kez yalınlıktan kaçınıp karmaşık düşünmeye dalmaktan çekinmemektir.

Düşünmede ekonominin gücünü abartmamalıyız. Aşırı ekonomi nasıl nekeslik türünden bir eylem ve ahlâk erdemsizliğiyse, sınırları çarpıtılan bir düşünce de "ekonomi" sözcüğünün başka yörelerdeki yetkesine ne denli yaslanırsa yaslansın gene de bir bilgi ve kuram düşüklüğüdür.

İyi düşünmek, böylesi düşünme-ekonomisinden sakınma­yı buyurur.
("Düşünme-ekonomisi" İçin Ek: — "Düşünme-ekonomisi" kavramı yalın içerikli bir kavram olsaydı bu konuda söy­lenenler çok daha kısa tutulabilirdi. Oysa yukarda değinilen birkaç noktadan da açığa çıktığı üzere çokanlamlı, kaypak bir deyimin dağınıklığı var düşünme-ekonomisinde. İşte bundan, "düşünme ekonomisi"ne geniş ve gevşek bir tutum­la yaklaştığımı söyleyenler çıkarsa, tutarlı ve gerekçeli bir şey yapmak istediklerinde, bunu ancak "düşünme ekonomi­si" üzerinde koca koca ciltler yazarak yapabileceklerini, kuş­kusuz, gözden yitirmemek zorundadırlar.)
Düşünmek: herkesin yürüdüğü yollardan başka yollarda yürüme yürekliliği göstermek gerektirir. O yollar dönüp dolaşıp herkesin gittiği yola götürse bile, hazır yolların sürüyle yolcusu ile kendi yolunu kendi açan tek yolcu arasında büyük ayrılıklar vardır.

Başkası Düşünsün

"Benim yerime başkası düşünsün" diyen, bu olumsuz dav­ranışın tüm sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Kendine ve başkalarına soyut-somut yollarda yardıma ça­lışan herkes, özünü yeniliklere bırakmak, ürküsüz soruştur­mayı göze almak zorundadır.

Kaynak:  Yaşama Felsefesi: Bütün Yapıtlarına Doğru - Denemeler