17 Şubat 2020 Pazartesi

Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı mektup


Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığı mektup
Mustafa Kemal Atatürk – İsmet İnönü

Atatürk’ün İnönü’ye yazdığı o mektup:

Ve 30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı İsmet İnönü’ne şöyle yazdı:

“Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.
Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.
Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.

Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.

Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.

Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.

Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!”

(Mektup, Turgut Özakman’ın yazmış olduğu ‘Cumhuriyet: Türk Mucizesi 2’ kitabından alınmıştır.)


“Asırlardan aşağıya doğru ne kartalca bir süzülüş ve nasıl bir kartal?”


“Mustafa Kemal, pek sevdiği kitapları, haritalarıyla çevrelenmiş kütüphanesindeki huzur ve rahatı hiçbir yerde bulamazdı. (...)” diye anlatımını sürdürmüştür. Konuk Amerikalı Büyükelçi-General, kitabının bir yerinde evsahibinin kendi oluşturduğu öz mekânında (kütüphanesinde) aldığı güvenli pozisyonlar üstüne biraz daha ayrıntı vermektedir: 

“Gazi, Türklük heyecan ve davasını ispat için, öğle yemeğinden akşama kadar kütüphanesinde bana, haritalar veya olayların devamını gösteren sayısız kitap ve belgeler göstererek bilgi verirken inandım ki, onun kadar vecd ve heyecanla davasına sarılan bir insan tarihte az görülebilir. Bu öğle sonrası, hatıralarım arasında değerli bir yer tutmaktadır.”

Konuk Amerikalı Büyükelçi-General, Ev Sahibi Cumhurbaşkanı’nın kendi milletiyle ilgili -hiçbir yerde yayımlanmamış- bir değerlendirmesini de aktarmıştır:

“Bu ilham veren konuşmayı hatırlamaya çalışıyorum. Diyordu ki:”

“Türk milletimiz eski ve şerefli bir millettir. Zaten Orta Asya’nın Altay yaylasında yetiştiği için, kartalın meziyetlerini daha baştan kazanmıştır. Tâ uzakları görür, hızlı uçar ve ruhu barındıracak kadar kuvvetli bir bedene sahiptir. İster maddi, ister düşünce bakımından olsun, sıkıcı hudutlar içinde kalamaz. Nitekim Altay yaylasındaki Anayurdun dört bir yana uzaklığına da isyan etmiştir. İşte bu isyan sonucudur ki Türkler doğuya ve batıya yayılmaya başlamışlardır.
Atalarımızın bu ilk akınlarıyla, bugünün Türk milleti olan bizler, elbette çok yakından ilgiliyiz. (...)”

“Biz Türkler her çağda doğunun kılıcının keskin ağzı idik. Ama gitgide birçok Levanten unsurlar biz galiplere karışmış ve böylece Osmanlı İmparatorluğu denilen o milletler halitası ortaya çıkmıştı. Bu Osmanlı İmparatorluğu, memleketteki Türk unsurunu Avrupa içlerine doğru, iki büyük met dalgası halinde kullanmış ve yararlanmıştı. (...)

Osmanlı İmparatorluğu biz kahraman Türkler sayesinde bir büyük devlet olmuş ve dinimiz olan İslamiyet üzerine bir ruhani teşkilat kurulmuştu. İşte bu büyük devlet ile ruhani teşkilat bir tek müessese halinde İstanbul’da birleşmişlerdi. Ve orada Türkler, saray entrikalarına ve ruhani teşkilatın nüfuzuna mağlup olmuştu. Ve bu iki müessese, hükmü altındaki merkezlerden çok uzakları ve Avrupa, Anadolu, Afrika’daki birçok mıntıkaları idare etmekteydi.”

“İşte birinci büyük tablomuz burada bitmektedir. Tablo Türkler tarafından boyanmış, süslenmiş ve meydana getirilmişken bu cengâverler şimdi saray entrikalarından bunalmış bir halde geri plana itilmişlerdi. (...)”

Konuk Amerikalı Büyükelçi General, Ev Sahibinin bu coşkulu ve destani tarih turu ardından şöyle yazmıştır:

“Bu ne muhteşem bir akşam sohbeti idi! ”

“Asırlardan aşağıya doğru ne kartalca bir süzülüş ve nasıl bir kartal?”  Charles H. Sherrill, Bir Elçiden Gazi M ustafa Kemal, (Çev. Alp İlgaz), (İstanbul, Tercüman 1001 Temel Eser, 1974), s. 35.  Hikmet Özdemir. Atatürk ve Kitap. s.54-55

16 Şubat 2020 Pazar

Mustafa Kemal Atatürk: Dil

  • "Dil efendim dil… Aman yarabbi! Aman dil! Aman…" – Ölümüyle sonuçlanacak komadayken. 
  • "Milletin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."
  • "Millî duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
  • "Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. 'Türk milletindenim' diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz."
  • "Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!"
  • "Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz."
  • "Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır… Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir."

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri; Utkan Kocatürk

15 Şubat 2020 Cumartesi

Derin ABD ve Çin



DERİN ABD bir VİRÜSLE Çin'i üretimin dışına iter gibi yaptı. Petrol fiyatlarının düşmesine yol açtı. Kasım Süleymani ve Kaşıkçı cinayetleriyle mesaj yolladığı İRAN ve SUUDİ ARABİSTAN'a "Komutan benim" dedi. Rusya'ya "Akıllı ol Yeltsin dönemine gidersiniz, karışmam" uyarısı yaptı. Çin'e yatırım yapan ABD'li şirketlere de "KENDİNİZE GELİN" demeyi ihmal etmedi.
Rothschild ailesinin en has ismi olarak bilinen ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, "Çin artık tek Pazar olmayacak.
Dünya, Çin'den gelen ürünlerle yaşamayı öğrenmişti. Şimdi yeni bir döneme giriliyor. Bu ölümcül salgın ve sonrası elbette her ülke kendi planlarını revize edecek" dedi.

Çin, 1 yılda 2.5 trilyon dolarlık ihracat yaparken, 2 trilyon 200 milyar dolarlık ithalat yapıyor.
Çin'in aslında sadece 300 milyar dolarlık milli ihracat yapıyor.

Ergün DİLER

Derin Amerika ve Türkiye

İki masa

KRİTİK öneme sahip her ülkede 2 masa vardır.
Bunlardan biri ABD ile diğeri ise Çin-İngiltere ittifakıyla yürümek ister. Kabaca durum bu. Bunu Rockefeller ile el ele verip yol almak isteyenler ve Rothschildler'le kader birliği yapmak isteyenler diye de okuyabiliriz. Her önemli ülkenin derinlerinde bu iki masa vardır. BİRİ OLMAZSA DİĞERİ OLSUN diye...
Suudlar da Birleşik Arap Emirlikleri de Rusya da İngiltere de Almanya da böyledir. Bizde de iki masa var... ABD'ye yakın olanını şu an muhalefet taşımakta...
Detaylara girelim. Türkiye parantezini unutmadan ilerleyelim...
Kasım Süleymani öldürüldüğünde İngiltere Başbakanı Boris Johnson "Süleymani için ağlayacak değiliz" dedi. Açıklama ilginçti. Eski ilişkilerin kodlarını taşıyan iki dost ayrı düşüyordu... Johnson bunu KARAYİPLER'deki tatilinde söylüyordu... Aynı Johnson bir süre önce de "Eski dostlarımızla bir araya gelip yeni İMPARATORLUKLAR KURACAĞIZ" çıkışını yapıyordu. İngiltere'nin iddiasını yansıtıyordu.
Dünyanın ABD'ye mahkum olmadığını anlatıyordu...
Ancak Boris Johnson ve partneri Carrie Symonds'ın Karayipler'de geçirdiği Noel tatilinin parasını kimin ödediği ortaya çıkınca işler karıştı. İngiltere Başbakanı Johnson'un 19 bin 500 dolarlık tatil parasını işadamı DAVID ROSS ödüyordu...
Görünürde büyük bir problem yok gibiydi. Ama gerçekte ise vardı! Çünkü ROSS DERİN ABD'nin en önemli isimlerinden biri olarak biliniyordu...
Devam...
Derin Amerika, tahmin edilenden çok daha güçlüydü.
Ancak ne kadar güçlü olursanız olun, bazen suyun yolunu değiştiremezsiniz.
Derin Amerika elbette silah lobisidir, Pentagon'dur, CIA'dır. Bir masanın etrafına toplanan bu ekip, Amerika Birleşik Devletleri'ni dünyanın merkezine konumlandırmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrasında bu masa her ülkede çok güçlü oldu. Ancak değişen dünya, beklenmeyen krizler ve kaoslar masanın bazı ülkelerde etkisini kaybetmesine neden oldu.
Bazı ülkelerde Derin Devlet'e savaş açıldı. Örneğin Türkiye, Fransa, İtalya, Rusya gibi ülkeler Derin Devlet'e çok ağır darbe vurdu. Bu 4 ülke aslında Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyadaki etkinliğini sağladığı denge ülkeleriydi.
Türkiye'deki Derin Devlet, Washington'ın Ortadoğu'da çok etkin olmasını sağlıyordu.
1950'lerde Türkiye'de siyasi kutuplaşma hazırlandı. Derin Amerika'nın masasında hazırlanan bu çatışma hali, Türkiye'nin kendi gücüne odaklanmasını engelledi.
Bazı dönemlerde yükselen güç, darbelerle engellendi.
Ardından SAĞ-SOL çatışması... Bu da Türkiye'nin belki de gelecek 50 yılını bitirdi. Sonra darbe ile yeni döneme geçildi. Bu kez ortaya PKK diye bir örgüt çıktı.
Kuruluşu Derin Amerika'nın masasında yapılan bu örgüt, Türkiye içindeki bazı odakların desteği ile de güçlendi. Daha birçok çatışma halini burada alt alta sıralayabiliriz. Ama gerek yok... Bugüne bakın!
Değişen bir şey var mı!
Bugün de Türkiye'de siyasi kutuplaşma oldukça belirgin.
Bu Derin Amerika'nın fikriydi. Yani aradan 70 yıl geçmesine rağmen Türkiye'de siyasi kutuplaşma gerçeği değişmedi. Ancak Türkiye'deki Derin Amerika ağır yara aldı. Türkiye'nin yüzde 90'ına hakim olan bu güç, yüzde 30'ları kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak şimdi tekrar yüzde 90'lık güç için harekete geçti.
Türk siyasetini dikkatlice incelerseniz, derin bir savaşın olduğunu görürsünüz.

Ergün Diler

Derin Amerika ve Rusya

Peki bir de Suriye ve Libya'da karşı karşıya geldiğimiz Rusya'ya bakalım...
Rusya'da Coronavirüs çıksa ne olur? Cevap basit!

HİÇBİR ŞEY... Çünkü Rusya'nın bağımlı olduğu tek sektör enerji. Enerjiye yani doğalgaz ve petrole Coronavirüs bulaşmayacağına göre virüs operasyonu da Rusya için gereksiz.
Rusya'yı ekonomik olarak etkilemek istiyorsanız, petrol fiyatlarını düşürürsünüz.
Coronavirüs, Rusya'da ortaya çıksaydı petrol fiyatları düşmezdi.
Ancak Çin'de ortaya çıkınca, petrol fiyatları 20 dolar civarında düşüş yaşadı. Washington, Coronavirüs dalgasının etki alanını daha da arttırırsa, petrol fiyatları 40 doların altına iner.
Bunu da bilen biliyor...
Rusya bunu gördüğü için Libya konusunda Türkiye ile değil Amerika Birleşik Devletleri ile yürümeyi tercih etti. Bugün Derin Amerika, İdlib yerine her hangi bir yerde Türk savaş uçağının düşürülmesini isterse, Rusya birkaç saat içinde bu eylemi gerçekleştirmek için var gücüyle çalışacaktır... DENGE ve İLİŞKİ bu! Bunu bilmek durumundayız.
Bu nedenle defalarca yazdığım gibi RUSYA bizimle asla anlaşmayacaktır. Anlaşamaz da zaten. Washington perde gerisinden komut yağdırıyor çünkü...
Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da Rusya'ya ROL verdi ve Moskova'da bunu kabul etti.
Bu net olarak ortada. Putin geldiği günden bu yana ARTAN PETROL FİYATLARIYLA koltuğunu korudu. İçeride gelir düzeyi ve refah artınca aralıksız bir numara olarak kaldı... Rusya'yı değiştirdi. İstemediklerini tasfiye etti. Gücü tam olarak ele geçirdi.
Yani bu ilişkiyi en iyi PUTİN biliyordu! Bu nedenle Rusya, Türkiye ile masada anlaşmayacak.
Çünkü Amerika Birleşik Devletleri böyle istiyor. Şu bir gerçek ki, Türkiye ile Rusya yüzde 90'lık bir ortaklık yaparsa, Amerika Birleşik Devletleri'nin ne Ortadoğu'da ne de Akdeniz'de etkinliği bu kadar güçlü olur. Sıfırlanmaz ama büyük yara alır!
ABD açık şekilde Türkiye'ye, Rusya ile ittifaktan vazgeçmesi için ağır saldırılar düzenlendi.
Rus jetinin düşürülmesi, Karlov suikastı, dolar operasyonları Türkiye'nin Rusya ile kararlı ortaklığını bozamadı. Bunun hata olduğunu gördüler. Rus jetinin düşürülmesi elbette etkili olsa da sorun çözüldü. İki lider bir araya geldi krizi aştı. Bu nedenle DERİN ABD planlarını değiştirdi. Bu kez Rusya'ya Türkiye ortaklığından vazgeçmesi için baskı kurdu.
Petrolün varilinde 20 dolarlık bir düşüş, yeterli oldu. Çünkü Rusya'nın var olması için petrol fiyatlarının 70 doların altına inmemesi gerekiyor. Bu karta rağmen TÜRKİYE RUSYA ile ORTAKLIK için hep içten samimi adım attı... Ama Rusya ilk baskıda masadan uzaklaşan taraftı! CORONAVİRÜS sanıldığı gibi sadece ÇİN'i değil RUSYA'yı da vurdu. Hatta SUUDİLER'i, İRAN'ı ve Körfez'i de... Petrol fiyatı artsa RUSYA kazanıyor, Çin kaybediyordu.
Düşse Çin kazanıyor Rusya gibi petrol üreticileri kayıp yaşıyordu.
Ancak CORONAVİRÜS nedeniyle ÇİN'in enerji kullanımını YÜZDE 70 düşürdüler. Dolayısıyla RUSYA petrol satamaz oldu. Fiyatlar da düştü... Herkes kaybetti kartlar yeniden dağıtıldı... Kazanan DERİN ABD oldu... Bugün itibariyle durum bu! Yarın ve sonrasında ne olur bilinmez! Çin geri döner mi ABD'yi bitirecek hamle yapar mı? Bekleyip göreceğiz... Ama adamlar KÜRESEL oyun kurarken bile TÜRKİYE merkezde. Çünkü bize ihtiyaç her zaman fazlaydı, şimdi eskisinden de çok... Durum böyle olunca içeride SİYASİ AYAK tartışmaları başladı! Peki bu büyük oyunun dışında mı?
Bence hiç değil! Sizce?.

Ergün DİLER