30 Ekim 2016 Pazar

Lozan'da Kaybettiklerimizi 1939 ve 1974'de geri almaya başladık..

UZUN BACAKLI TAHRİPKAR ÇEKİRGE KILIKLI İNGİLİZLER, İKİ İMPARATORLUĞUMUZU;
  • BABÜR İMPARATORLUĞU
  • OSMANLI İMPARATORLUĞU
YIKIP YERLERİNE ÇEŞİTLİ DEVLETLER KURDURDULAR..

LOZAN ANTLAŞMASINDA, İNGİLİZ KRALI AYNI ZAMANDA HİNDİSTAN İMPARATORU İDİ.


MAJESTE BÜYÜK-BRİTANYA VE İRLANDA BİRLEŞİK-KRALLIĞI
VE DENİZLER ÖTESI İNGİLİZ ÜLKELERİ KRALI, 
HİNDİSTAN İMPARATORU: 
Çok Sayın Sir Horace George Mantagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., İstanbul'da Yüksek-Komiser;

TÜRKİYE BÜYÜK MILLET MECLİSİ HÜKÜMETİ:
İSMET Paşa, Dışişleri Bakanı, Edirne Milletvekili;
Dr.RIZA NUR Bey, Sağlık İşleri ve Sosyal Yardım Bakanı, Sinop Milletvekili;
HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili,

LOZAN'DA KAYBEDİLEN TOPRAKLAR:
  1. KIBRIS (1974 Harekatı ile Kuzey Kıbrıs bağımsızlığına kavuştu)
  2. HATAY (1939'da Türkiye'ye katıldı) 
  3. MUSUL, KERKÜK, SÜLEYMANİYE
  4. 12 ADA
  5. MISIR
  6. LİBYA
  7. SUDAN

Ali Öztürk, Türk Kitabeleri

Ali Öztürk

1929 yılında Erzurum'un İspir kazasında doğdu. 1948 yılında Pulur Köy Enstitüsünü bitirdikten bir müddet sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Edebiyat bölümü'nde yüksek tahsilini tamamladı. 

Uzun yıllar lise ve muadili yüksek okullarda Türk Tarihi ve Türk Edebiyatı okuttu. 

1965-1966 yılları arasında devletçe gönderildiği Almanya-Münih Üniversitesi'nde edebiyat ve öğrenimi üzerinde çalışmalarda bulundu. 

"Edebiyatı oluşturan ruhi ve fikri ihtiyaçlardır" görüşünden hareketle incelediği -Ötüken Türk Kitabeleri- isimli eserini 1973 yılında yayınladı.


Türk Kitâbeleri
Ali Öztürk; İstanbul,1973, ÖTÜKEN NEŞRİYAT 


Orhun Abideleri ismiyle tanınan Ötüken Kitâbeleri, İslâmiyet öncesi Türk Edebiyatının bilinen ilk yazılı eserleridir. Kitâbelerin okunması yalnız kültür hazinemizi zenginleştiren bir kazanç olmakla kalmamış, aynı zamanda, eski Türk Tarihi ile ilgilenenleri sonsuz bir hayranlık duygusu içinde bırakmıştır. 

Kitâbelerde, 1250 yıl önce yaşamış devlet adamları, varlığını bugün bile özlediğimiz bir hizmet anlayışı içinde millete hesap vermektedirler. Kağanların, beylerin ve halkın yanlış tutumları yüzünden birinci Göktürk İmparatorluğunun nasıl yıkıldığı, tazeliğini hiç kaybetmeyen ibret alınacak misâllerle anlatılıyor. 

Yine Kitâbelerden, çağımız ülkelerinden bir çoğunun hâlâ erişemediği bir içtimâî adalet görüşünün varlığını da öğreniyoruz.

Ali Öztürk'ün eseri, Ötüken Kitâbelerini, Türk Milletinin ana dâvaları açısından değerlendirmeye çalışan değişik bir denemedir. 


Türkler; dil din devlet tarih coğrafya göstergelerinde dünyada birincidir.

Bunu bilmiyoruz. 

At sırtında  Dolaşmaktan yazmaya düşünmeye vakit kalmamış.

  • Devlet: 16 devlet kurduk
  • Din: 7 dine tefekkür medeniyetimiz ve eserlerimiz ile katkılarda bulunduk
  • Dil: 75 dilde yazdık, konuştuk. 14 Alfabe kullandık

Dünyada bu kadar alfabe kullanan tek millet Türkler'dir. 
Bu konu üzerinde değerlendirmeler önem kazanabilir. 
Bu kadar alfabe kullanmanın artıları ve eksileri.

Türkçe'nin Alfabeleri:
  1. Latin: Türkiye, Azerbaycan, Nahcivan, Gagavuzya, Özbekistan
  2. Kiril: Rusya, Ukrayna, Kırım, Türkistan, Bulgaristan
  3. Arap: Irak, Suriye, Lübnan, Doğu Türkistan
  4. Fars: İran, Afganistan
  5. Urdu: Pakistan, Hindistan
  6. Grek: Yunanistan, Kıbrıs Cum.  


Redhouse Osmanlıca Sözlükteki 120bin kelime,1928 HarfDevrimiyle kül olmuş;yerine 30lu yıllardaki TDK Lügatındaki 30bin kelimeyle kalınmıştır

Nasıl bir Harf Devrimidir (1928) ki, Divanı Lügat it Türk(1074),Kamusi Türki (1899) gibi Türk Dili'nin kadim kaynaklarını kurutur?

Cumhuriyetin kurucusu iddiasını taşıyan parti,15/7 darbe gecesi Bakırköy'de uykuya dalan lideri ile; mesnetsiz iddiasını da kendisi çürüttü.

Hanedan dillerimiz (Osmanlıca Urduca) zengin kaynaklardan (Arapça,Farsça,Sanksrit) beslenen;imzasını Türkçe fiiller ile atan Türk dilleridir

Kaşgarlı Mahmut'un 1074 yılında Bağdat'ta yayınladığı Divanı Lügat it Türk (Türk Dilleri Sözlüğü) 1928 Harf Devrimi ile kullanım dışı kalır.

Şemsettin Sami'nin 1899-1900 yıllarında yayınladığı abidevi eseri Kamusi Türki (Türkçe Sözlük), 1928 Harf Devrimi ile kullanım dışı kalır.

1928 öncesi dil zenginliğine tekrar kavuşmak için yaratıcı düşünceler de geliştirilebilir.

Odaklanılırsa çok düşünce üretilebilir.

Göktürk Runik, Mani, Soğut, Uygur, Brahmi, Tibet, Süryani, İbrani, Grek, Karamanlı, Urdu, Arap, Kiril, Latin asıllı alfabeler Türk diline çeşitli düzeyde uyarlanmış varyantlarıyla kullanılmıştır.



29 Ekim 2016 Cumartesi

İdris Güllüce Konferansı, 29 Ekim 2016 ASAM Avrasya Bir Vakfı, Küçükçekmece

  1. 1495 Endülüs faciası
  2. Batı Dünyası, Anadolu'ya gelmiş Türkleri işgalci olarak görmektedir.
  3. İstanbul, Ortodokslar için, İslamiyetin Medine şehri hükmündedir.
  4. Türkler: Yemen-Viyana arası İslam bekçiliği
  5. 1895 yılında Osmanlı İmparatorluğunda 630 Amerikan Protestan okulu var.
  6. 300 yıllık ıskalama
  7. Kültürel soykırım devam ediyor.
  8. İlk vakıf 1048 Erzurum Hasankale'de kuruldu. 
  9. Vakıf insanı olmalıyız.
  10. 1925 de vakıflar kapatıldı haraç mezat gitti vakıflar.
  11. Kayıp, yitik medeniyetin çocuklarıyız.
  12. İnsansız medeniyet
  13. Vakıf insanı
  14. 1 Japon 25 kitap okuyor. 6 Türk 1 kitap okuyor.
  15. 1921 de Özdemir bey Musul'da hakim olmuş.
  16. Bolu ve Düzce ile mesafemiz ile Filibe ile mesafemiz aynı.
  17. Tatsız bir dünya, zalim dünya, mazlum halklar. 
  18. Dünya medeniyeti.
  19. O cesamette bir milletiz dünyaya model sunabiliriz.
  20. İnsansız dünyanıza karşı insanı değerleri savunan bir dünya. Millet bu cesamette.

28 Ekim 2016 Cuma

Monographies of US Scholars on Tonyukuk (646-725)



26 Ekim 2016 Çarşamba

Beyitlerle Osmanlıca; Akif Yeşilyurt



Bak kitab-ı kâinatın safha-i rengînine!
Hâme-i zerrîn-i kudret, gör ne tasvir eylemiş





Bulam Dersen İki Âlemde Rahmet; Salât-ile Selâma Eyle Dikkat.




Görürsün, her gece bir gündüze muhtaçtır; Koyulaşır ki karanlıklar, müjde şafaktır!




ZuIüm AzrâiI oIsa da hep Hakk’ı tutacağım; Mukaddes davaIarda öIüm biIe güzeIdir.







Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak; Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak! Mehmet Akif





Anlatamam derdimi dertsiz insana; Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez.


Satır içi resim 1
Kudretim yetse eğer, on yedisinden yukarı; 
Üdebâ nâmına kim varsa, hudûddan dışarı...




Gülşen-i hüsnünde haddin bir kızıl güldür bana; Mürg-i dil âvâzesi feryâd-ı bülbüldür bana. (Muhibbi)


Eylesen gâhi vefâ gâhi dönüp cevr û cefâ; Dostum senden gelen cümle beraberdir bana. (Muhibbi)

Tekebbürdür nefis, sultânı bilmez; Küfre gider yönü, hiç anı bilmez. (Yunus Emre)


Nefse uyan ola sultâna âsi; Üç kulaç ipidir anun behâsı. (Yunus Emre)

Yâr ile olur vusûl-ı mahbûb; Hem yârdır anladınsa matlûb. (Şeyh Galip)


Yâr ile olur vusûl-ı dildâr; Zanneyleme yârı yâre ağyâr. (Şeyh Galip)

Böyle kalmaz geçer bu köhne bahâr; Sana köymez berîd-i leyl û nehâr. (Hüdayi)

Nefis beriyesinde kalma beğim; Türlü türlü hevâya dalma beğim. (Hüdayi)

Bûy-ı gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu; Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana. (Nedim)

Haddeden geçmiş nezâket yâl û bâl olmuş sana; Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl omuş sana. (Nedim)

İlâhî Hayy û Kayyûm-ı ebedsin; Şerîkin yokdur Allahu ehadsin. (Sünbülzade Vehbi)

Nekâyisden münezzeh nûr-ı zâtın; O zât-ile kadîmîdir sıfâtın. (Sünbülzade Vehbi)

Aşk derdidir cihânda âşıka maksûd olan; Vasl-ı dilberdir hemîn bu dâr-ı dünyâdan murâd. (Avni)


Bağda gül rıhlerindir vird-i hamrâdan murâd; Kâmetindir rastı serv-i dil-ârâdan murâd. (Avni)

Gurbet ele attı işte âşıkın çark-ı felek; İsfahân'da bulamazsan gel Şirâz'da bul beni. (Aşık Ömer)


Bunca yıldır yalvarırım, şükrola geçti dilek; Bende etme ferâmuş ey melek-zâde melek. (Aşık Ömer)

Vâkıf-ı esrâr-ı âlem ehl-i aşk Âdem-durur; Cümle mevcûdât û ma'lûmâta aşk akdem-durur. (Azbi)



Kılsam irfâna zevrak, aşkla âlem-durur; Dilberi âşıktır anın, aşk sırrına mahrem-durur. (Azbi)

Gülşende seher gûşüme bir nağme dokundu; Gelmiş gibi vâdîye yine bülbül-i şeydâ. (Şeyhülislam Yahya)

Gösterdi yine sâkî-i meclis yed-i beyzâ; Zerrîn kadehi etti elinde gül-i ra'nâ. (Şeyhülislam Yahya)

Mükedder kılmasın gerd-i küdûret çeşme-i cânı; Bilirsin âb-rûy-ı milket-i Osmânî'yiz cânâ. (Baki)


Zamâne bizde gevher sezdiği-çûn dil-hırâş eyler; Anın-çûn bağrımız hûndur ma'ârif kânıyız cânâ. (Baki)

Sabr et siteme ister isen hüsn-i mükâfât; Fikreyle ne zulm eylediler Yusuf'a ihvân. (Ziya Paşa)



Her derdin olur çaresi, her inleyen ölmez; Her mihnete bir âhir olur, her gama pâyân. (Ziya Paşa)

Dil za'îf oldu tahammül edemez bâr-ı gama; Ser-ber olur gam-ı hicrân dahi her-bâr bana. (Adli)

Yüzüne bakmaya mâni' olur ebr-i zülfü; Günümü gösterdi acep baht-ı siyeh-kâr bana. (Adli)

Ayıblı kul bulunmaz dehr içinde; Bilir nefsini kemter halk içinde. (Terzi Baba)


Olursa râzı Allah bir kulundan; Açar yüz bin ayıblar bâtınından. (Terzi Baba)

Ne sırdır ki iki kimse nazar eyler bu ekvâna; Biri ancak görür dârı bire diyâr olur peydâ. (Mısri)

Veli arif celâl içre cemâlini görür dâim; Bu hâristânın içinde ana gülzâr olur peydâ. (Mısri)

Dide-i cânı aç al-et-tahkîk; Varır Allah'a ol tarîk-i dakîk. (Taşlıcalı Yahya)

Keşf eden kişi dîde-i cânı; Gördü anda cemâl-i rahmânı. (Taşlıcalı Yahya)

Gehi toprağa eyler hikmetin bin meh-likâ pinhân; Gehi sun'un kılar topraktan bin meh-likâ peydâ. (Fuzuli)

Dem-â-dem aks alır mirât-ı âlem kahr û lütfundan; Anın-çûn geh küdûret zâhir eyler geh safâ peyda. (Fuzuli)

Kim mesâîsini bir gâyeye vardırdı, hani? Gösterin pâye-i tahkîke teâli edeni. (Mehmet Akif)


Mütefennin tanılan üç kişinin kıymeti de; Münhasır anlamadan, dinlemeden taklîde. (Mehmet Akif)

Teşneyim, çoktur günâhım, sen mürüvvet kânısın; Umarım edip şefâ'et veresin âb û zelâl. (Muhibbi)



Ey Muhibbi, merd isen aldanma dehrin alına; Mal û câhıyla seni aldamasın sakın bu zâl. (Muhibbi)

Hakîkatdir ki bu nefis sultânı bilmez; Anın-çûn sipâhı dirlik dirilmez. (Yunus Emre)



Tutma nefsin sözün, cân beslersin; Pûr-nûr olur cânın, söz eslersin. (Yunus Emre)


Şâirliğe sûz û derd lâzım; Endûh û belâ olur mülâzım. (Şeyh Galip)


Şâir deme ehl-i dil demektir; Hoş-meşreb û mu'tedil demektir. (Şeyh Galip)




İstediğine Hak kolay getirir; Az zamânda murâdına yetirir. (Hüdayi)


Râh-ı Hak gâyetle ince imiş; Lîk güçlük Hakk'a erince imiş. (Hüdayi)

Ey nüsha-i kemâl idi manzûme-i vücûd; Lafz-ı dil olsa ma'ni-i irfâna âşinâ. (Nedim)

Ser-der hevâ-yı aşkı idi diller olmadan; Bâd- ı sabâya kâkül-i cânâna âşinâ. (Nedim)

İlâhî sensin ol Ma'bûd, bi'l-hak; Vücûd-ı vâcibin mevcûd-ı mutlak. (Sünbülzade Vehbi)


İlâhî sensin ol Kâdi-yi Hâcât; Ki lâyıkdır sana arz-ı münâcât. (Sünbülzade Vehbi)


Dilberinden rahm eger olmasa ol dil-hastaya; Kimseler derdine dermân eylemez imkân olup. (Avni)

Gam beyâbânını her gün eylese seyr û sefer; Her gece firkat-sarây-ı mihnete mihmân olup. (Avni)



Anda bulamazsan eğer-çi Şam'a eyle azm-i râh; Cami'-i Emeviyye içre gel niyâzda bul beni. (Aşık Ömer)


Dilber var ise kastın gel Hicâz'da bul beni; Ka'be-i âli makâmda serfirâzda bul beni. (Aşık Ömer)

Kayd-ı ukbâdan, fenâdan dön yüzün benden yana; Ey gönül gel, gayriden geç, aşka eyle iktidâ. (Azbi)

Oldu nokta bâ-i bismillahda kenz-i Hüda; Zâhir ve bâtından el çek yokluk ola var sana. (Azbi)


Her katresi gûyâ ki bir âteş-pâre; Aşk âteşini göz yaşı etmez itfâ. (Şeyhülislam Yahya)

Bir dilde ki aşkın odu ola peydâ; Hâşâ ki sivâ yanmaya hâşak-âsâ. (Şeyhülislam Yahya)

Sehâb-ı lutfun âbın teşne-dillerden dirîğ etme; Bu deştin bağrı yanmış lâle-i nu'mânıyız cânâ. (Baki)



Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyız cânâ; Muhabbet mülkünün sultân-ı âlî-şânıyız cânâ. (Baki)


Bir hâkden inşâ olunur deyr ile mescid; Birdir nazar-ı Hak'ta mecûs ile müselmân. (Ziya Paşa)


Kâbil midir elfâz ile tağyîr-i hakîkat; Mümkün mü ki tefrîk oluna küfr ile îmân. (Ziya Paşa)

Mührünü cânda ezelden saklar-idim sanma-kim; Dâr-ı dünyâda görüp hayrân olupdur cân sana. (Adli)

Ey kemân-ebrû n'ola kurbân edersem cân sana; Bin benim gibi eder her lahza cân kurban sana. (Adli)

25 Ekim 2016 Salı

Bilge Tonyukuk Yazıtı ve Çin Kaynaklarında Bilge Tonyukuk'a atfedilen Sözler, Hakkında Yorumlar




Yazıtta bölümleme yok.
2 taşa yazılmış 62 satır var.
Yazıt satırlar halinde dilimize çevrilmiş.

İngiliz Şarkiyatçı Sir Gerard Clauson https://tr.wikipedia.org/wiki/Gerard_Clauson 1971 yılında yayınladığı makalesiyle ilk kez Yazıtı aşağıdaki şekilde bölümlendirmiş.

Bu bilgi önemli. Yazıtın bölümlenmesini bir İngiliz Şarkiyatçı yapmış; bizler yapmamışız.
  • Birinci bölüm (1. satır) T.'un çocukluğu ve gençliği (M.S. 663 (?)-679). 
  • Bölüm II (2-4. str.) Akim kalmış ayaklanma (M.S. 679-681). 
  • Bölüm III (4-6. str.) Eltanş'in başarılı ayaklanması (M.S. 682).
  • Bölüm IV (7-11. str.) Yin shan bölgesinden göçmeden önceki olaylar. (M.S.682-687)
  • Bölüm V (12-15. str.) Ötüken (Hanghai) dağlarına göç (M.S. 687). 
  • Bölüm VI (15-17. str.) Oğuz'a boyun eğdirilmesi (M.S. 687 veya az sonra).
  • Bölüm VII (18-19. str.) «Shantung»a akınlar (M.S. 693-706 arası). 
  • Bölüm VIII (19-29. str.) Kırkız'a boyun eğdirilmesi (M.S. 710). 
  • Bölüm IX (29-43. str.) On Ok (Batı Türkü) ve Türgaş'e karşı sefer (M.S. 710).
  • Bölüm X (43-47. str.) Demir Kapı seferi (M.S. 710 veya 711). 
  • Bölüm XI (satır 48'den sonuna kadar) Eltâriş Kağan'ın kahramanlıkları ve T.'un ona ve haleflerine hizmeti.

Kaynak: 

Clauson, Sir Gerard : Tonyukuk Abidesi Hakkında Bazı Notlar. Türkiyat Mecmuası, cilt 18, 1976, 141-148ss.
Clauson, Sir Gerard: Some notes on the inscription of Tonukuk. Studia Turcica, 1971, 125-132. No.1033. [RBN]


Bilge Tonyukuk Yazıtı (MS 730-731)


BİRİNCİ TAŞ

Birinci bölüm (1. satır) Tonyukuk'un çocukluğu ve gençliği (M.S. 663 (?)-679). 

(B 1) Bilge Tunyukukben kendim, Çin yönetimi sırasında doğdum. Türk halkı (o zaman) Çin'e bağımlı idi.

Bölüm II (2-4. str.) Akim kalmış ayaklanma (M.S. 679-681). 

(B 2) Türk halkı, (kendi) hanını bulmayınca, Çin'den ayrıldı; han sahibi oldu; (fakat) hanını bırakıp Çin'e yeniden bağımlı oldu. Tanrı şöyle demiş olmalı : "(Sana) han verdim, 

(B 3) hanını bırakıp (yine) bağımlı oldun." (Türk halkı yeniden) bağımlı olduğu için Tanrı "Öl!" demiş olmalı. Türk halkı öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir halkının ülkesinde 

(B 4) boy kalmadı. Dağda bayırda kalmış olanları toplanıp yedi yüz (kişi ) oldu. (Bu yedi yüz kişilik kuvvetin) iki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiyi 

Bölüm III (4-6. str.) Eltariş'in başarılı ayaklanması (M.S. 682).

(B 5) sevk eden üstleri "Şad" idi. "Sözcüm ol!" dedi; sözcüsü ben idim, Bilge Tunyukuk. "(Bunu) kağan mı yapayım?" dedim, düşündüm: İnsan zayıf boğalarla semiz boğaları uzaktan 

(B 6) bilmek zorunda kalsa, hangilerinin semiz boğa, hangilerinin zayıf boğa olduğunu bilmez imiş diye öylece düşündüm. Ondan sonra, Tanrı akıl verdiği için, (onu) ben kendim kağan yaptım. Bilge Tunyukuk Buyla Bağa Tarkan 

Bölüm IV (7-11. str.) Yin shan bölgesinden göçmeden önceki olaylar. (M.S.682-687)

(B 7) sayesinde İlteriş kağan olarak güneyde Çinlileri , doğuda Kıtay'ları, kuzeyde Oğuz'ları pek çok öldürdü. Danışmanı (ve) kumandanı ben idim. Çuğay (dağlarının) kuzeyinde, Karakum'da oturuyor idik. 


(G1) Yaban hayvanları yiyerek, tavşan yiyerek yaşıyorduk.Halkın boğazı tok idi.Düşmanlarımız çepeçevre ocak gibi idi; biz (ortadaki) aş gibi idik. Böylece oturur iken Oğuz'lardan bir kaçak geldi.

(G 2) Kaçağ(ın) sözleri şöyle (idi): "Dokuz Oğuz halkı üzerine (bir) kağan tahta çıktı" diyor. "(Bu kağan) Çin'e General Ku'yu göndermiş; Kıtay' lara Tongra Eşim'i göndermiş. (Bunlarla) şöyle haber göndermiş : "Azıcık Türk (halkı?) 

(G 3) gelişiyormuş . Kağanları cesur imiş, sözcüleri akıllı miş. O iki kişi var oldukça, sizi, Çinlileri öldürecektir derim; doğuda Kıtay'ları öldürecektir derim; bizi, Oğuz' ları

(G 4) öldürecektir şüphesiz, derim. (Siz) Çinliler güney tarafından saldırın, (siz) Kıtay'lar doğu tarafından saldırın , biz (de) kuzey tarafından saldıralım. Türk Sir halkı, ülkesinde, asla gelişmesin. Mümkünse, tümüyle yok edelim, 

Bölüm V (12-15. str.) Ötüken (Hanghai) dağlarına göç (M.S. 687). 

(G 5) derim." Bu haberi işitip gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Ondan sonra kağanıma ricada bulundum. Şöyle ricada bulundum: "Çinliler, Oğuz' lar (ve) Kıtay' lar, bu üçü birleşirlerse


(G 6) (biz) çaresiz kalırız. Kendi iç (kuvvetler)i (ile) dış (toprakları tutmuş gibiyiz. (Bir şey) yufka iken (onu) delmek kolay imiş, ince olanı (da) kırmak kolay; yufka, kalın olursa (onu) delmek zor imiş, ince 

(G 7) yoğun olursa (onu) kırmak zor imiş. Doğuda Kıtay'dan, güneyde Çin'den, batıda batıdan, kuzeyde de Oğuz'lardan gelecek iki üç bin (kadar) askerimiz var mı ne?" Böylece ricada bulundum. 

(G 8) Kağanım, (benim) kendiminBilge Tunyukuk'un arz ettiğim ricamı dinlemek lutfunda bulundu. "(Orduyu) gönlünce sevk et!" dedi. Kök Öng ırmağını geçerek (orduyu) Ötüken dağlarına doğru sevk ettim. İngek gölcüğü ile Tola (ırmağın)dan Oğuz'lar (üzerimize) geldi. 

Bölüm VI (15-17. str.) Oğuz'a boyun eğdirilmesi (M.S. 687 veya az sonra).

(G 9) Ordusu (altı bin kişilik) imiş. Biz iki bin kişi idik. Savaştık. Tanrı buyurdu, (Oğuz'ları) bozguna uğrattık ; ırmağa düştüler. Bozguna uğrayanları da yollarda ölüp kaldılar. Ondan sonra Oğuz'ların hepsi geldi, (boyun eğdi).  


(G 10) (Türk hakanını), Türk halkını Ötüken toprağına ben kendim, Bilge Tunyukuk, (getirdim). (Türk halkı) Ötüken toprağına yerleşmiş diye haber alıp güneydeki halklar, batıdaki, kuzeydeki ve doğudaki halklar (üzerimize) geldiler.

Bölüm VII (18-19. str.) «Shantung»a akınlar (M.S. 693-706 arası). 

(D 1) (Biz) iki bin (kişi) idik. (İki ordumuz) vardı. Türk halkı (yaratılalı), Türk kağanı tahta oturalı, Şantung şehirlerine, denize vardığı yok imiş. Kağanıma arz edip ordu sevk ettim. 

(D 2) (Kağanımı) Şantung şehirlerine, denize kadar, götürdüm. (Kağanım) yirmi üç şehri zapt etti. (Önceleri) uykusu kaçarak yurtta yata kalıyordu. (Çünkü), Çin imparatoru düşmanımız idi, On-Ok kağanı düşmanımız idi, 


Bölüm VIII (19-29. str.) Kırkız'a boyun eğdirilmesi (M.S. 710). 

(D3) (kalabalık Kırgız), güç(lü kağan düşmanımız) oldu. Bu üç kağan birbirine akıl danışıp "Altay dağları üzerinde buluşalım!" demişler. Şöyle akıl danışmışlar: "Doğu Türk kağanına doğru ordu sevk edelim!" demişler, "Eğer onların üzerine ordu sevk etmezsek, ne zaman olsa, onlar bizi, 


(D 4) kağanları cesur imiş, sözcüleri de akıllı imiş, ne zaman olsa, öldüreceklerdir. Üçümüz birleşip ordu "sevk edelim, (onları) tümüyle yok edelim!" demişler. Türgiş kağanı şöyle demiş: "Benim halkım orada olacaktır!" demiş. 

(D 5) "(Türk halkı) kargaşa içindedir; Oğuz'ları da huzursuzdur" demiş. (Türgiş kağanının) bu sözlerini işitince gece uyuyasım gelmiyordu. (gündüz) oturasım gelmiyordu. O zaman düşündüm işte: 

(D 6) "(Önce Kırgız'lara sefer etsek iyi olur)" dedim. "Köğmen yolu bir imiş, (o da) kapanmış" diye işitip "Bu yoldan yürüsek iyi olmayacak" dedim. Kılavuz istedim. Bozkırdaki Az'lardan bir adam buldum. 

(D7) (Ondan şöyle) işittim: Az ülkesi (yolu) Anı (ırmağı boyunca) imiş. (Ancak) bir atın geçebileceği kadar imiş. (Kendisi?) o yoldan (bir kez) gitmiş. Ona sorup "Bir atlı gitmiş olduğuna göre o yoldan yürüyebiliriz" dedim. Düşündüm. Kağanıma 

(K 1) arz ettim. Orduyu yürüttüm. (Beylere) "Askerleri atlara bindirin!" dedim. Ak Termel (ırmağını böylece) geçerek zaman kazandım. (Askerleri) at üzerine bindirip karları söktüm. Yukarıya doğru, atları yedeğe alarak, yaya vaziyette ağaçlara tutuna tutuna (askerleri) dağa ağdırdım. Öncü askerleri 

(K 2) (karları ) yoğururcasına yürütüp ormanla kaplı doruğu aştık. (Ondan sonra) yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolanarak gittik. Kılavuz yanıldı ve boğazlandı. Sıkılıp kağan "Sürün atları!" demiş. 

(K 3) Anı ırmağına vardık ..... O ırmak boyunca yol aldık. Tırmanmak için (askerleri atlardan) indiriyorduk. Atları ağaçlara bağlıyorduk. Gece gündüz dört nala gittik. Kırgız'ları uykuda iken bastık. 

(K 4) (Uykuları)nı mızraklarımda açtık. (Bu arada) hanları ve orduları toparlanmış. Savaştık, mızrakladık. Hanlarını öldürdük. Kırgız halkı kağana teslim oldu, boyun eğdi. Döndük. Köğmen dağlarını dolanıp geldik. 

(K 5) Kırgız'lardan döndük. (Bu arada) Türgiş kağanından kaçak geldi. Sözleri şöyle idi:"Doğu kağanına karşı sefer edelim" demiş, "Sefer etmezsek, bizi, kağanı cesur imiş, sözcüsü akıllı imiş, ne zaman olsa 

Bölüm IX (29-43. str.) On Ok (Batı Türkü) ve Türgaş'e karşı sefer (M.S. 710).


(K 6) bizi mutlak öldürecektir" demiş. (Kaçak er) "Türgiş kağanı sefere çıkmış" dedi, "On-Ok halkı tümüyle sefere çıkmış diyorlar; (içlerinde) Çin askerleri (de) var imiş." Bu sözleri işitip kağanım "Ben karargaha ineyim" dedi. 

(K 7) Hatun yok olmuş idi. "Onun cenaze törenini ) yaptırayım" dedi. "Ordu, (siz) gidin," dedi, "Altay dağlarında oturun," dedi. "Kumandan (olarak) İnel Kağan ile Tarduş'ların Şadı görev yapsınlar!" dedi. Bilge Tunyukuk'a, bana dedi (ki): 

(K 8) "Bu orduyu sevk et," dedi, "(suç işleyenlerin) cezalarını dilediğin gibi ver. Ben sana (daha) ne diyeyim?" dedi, "(Düşman) gelir ise görülüp gelir; gelmez ise haberlerini alarak oturun!" dedi. Altay dağlarında oturduk. 

(K 9) Üç kaçak kişi geldi. Sözleri bir (idi): "Kağanları orduyla sefere çıktı. On-Ok ordusu tümüyle sefere çıktı diyorlar. Yarış ovasında toplanalım !" demiş. Bu sözleri işitip kağana bu haberi gönderdim. Kağan tarafından yanıtı (şöyle) 

(K 10) getirdiler: "Oturun!" diye, demiş. "Atlı devri yeleri ve gözetleme kulelerini iyi yerleştir. Baskına uğratma!", demiş. Bögü Kağan, bana böyle (haber) göndermiş. Apa Tarkan'a (ise) gizli mesaj göndermiş: "Bilge Tunyukuk, aksi mizaçlıdır, öfkelidir. 

(K 11) Orduyu sevk edelim, diyecektir. Kabul etmeyin!" Bu haberi duyunca orduyu sevk ettim. Altay dağlarını yolsuzun aştık, İrtiş ırmağını geçitsizin geçtik. Geceleri akın ettik. Bolçu'ya tan atarken vardık. 



İKİNCİ TAŞ


(B 1) (Bu arada bir) haberci getirdiler. Sözleri şöyle: "Yarış ovasında yüz bin asker toplandı" diyor. Bu haberi duyunca beyler hep birlikte 

(B 2) "Dönelim; temizin (yani "savaşıp yenilmemişin") utancı (savaşıp yenileninkinden) daha iyidir!" dediler. (Ben de şöyle dedim:) "Ben şöyle diyorum, ben Bilge Tunyukuk: Altay dağlarını aşarak geldik, İrtiş ırmağını 

(B 3) geçerek geldik. (Buralara kadar) gelenler "(Geliş) zor( du)!" dediler, (ama pek de zorluk) hissetmediler. Galiba, Tanrı Umay, kutsal Yer ve Su (ruhları bize) yardımcı oluverdiler. Niye kaçıyoruz? 

(B 4) (Düşman) çok diye niye korkuyoruz? Azız diye niye yenilelim? Saldıralım!" dedim. Saldırdık, talan ettik. İkinci gün 

(B 5) ateş gibi kızıp (üzerimize) geldiler. Savaştık.(Onların) iki kanadı bizden yarı yarıya fazla idi. Tanrı buyurduğu için, (düşman) çok diye 

(B 6) korkmadık. Savaştık. Tarduş Şad'a doğru kovalayarak bozguna uğrattık. Kağanlarını tuttuk. Yabgularını, Şadlarını 

(B 7) orada öldürdü(k). Elli kadar asker yakaladık. O gece hepsinin halkına (bunlarla haber) gönderdik. O haberi alınca On-Ok beyleri ve halkı hep 

(B8) geldiler, boyun eğdiler. (Bize) gelen beylerini ve halkını derleyip toplayıp, bir az halk kaçıp gitmiş idi, On-Ok ordusunu sefere çıkarttım.

Bölüm X (43-47. str.) Demir Kapı seferi (M.S. 710 veya 711). 

(B 9) Biz de sefere çıktık. Onları geçtik. İnci ırmağını geçerek, "Tanrı oğlu" denilen (dorukları ak) benekli (yani "karla kaplı") Ek dağını aşarak 


(G 1) Demir Kapı'ya kadar vardık. Oradan (ordumuzu) geri döndürdük. İnel Kağan'a, [öylece Mançud'lar, Saka'lar], Tacik'ler, Tohar'lar ... 

(G 2) ve onların berisindeki Aşok başlı Soğdak halkı hep geldiler, boyun eğdiler ve (kağanı övdüler?). Türk halkının) Demir Kapı 'ya, "Tanrı Oğlu" 

(G 3) "Tanrı Oğlu" denilen dağlara (kadar) vardığı hiç yok imiş. O topraklara (Türk halkını) ben Bilge Tunyukuk götürdüğüm için 

Bölüm XI (satır 48'den sonuna kadar) Eltâriş Kağan'ın kahramanlıkları ve Tonyukuk'un ona ve haleflerine hizmeti.


(G 4) sarı altınları, beyaz gümüşleri, kızları kadınları, hörgüçlü develeri ve ipekli kumaşları fazlasiyle (önümüze) getirdiler. İlteriş Kağan akıllı olduğu için,

(G 5) cesur olduğu için, Çinlilerle on yedi (kez) savaştı, Kıtay' larla yedi (kez) savaştı , Oğuz'larla (da) beş (kez) savaştı. Bu sırada sözcüsü

(G 6) de ben idim, düşmanla savaşanı da ben idim. 

        İlteriş Kağan'a, Türk Bögü Kağan'a, Türk Bilge Kağan'a 

(D 1) Kapgan Kağan yirmi (yedi yaşında?) ........... idi. (Onu ben) Kapgan Kağan (olarak) tahta oturttum. Geceleri uyumadan, 

(D 2) gündüzleri oturmadan, kızıl kanımı akıtarak, kara terimi döktürerek hizmet ettim. Uzak mesafelere keşif devriyeleri gönderdim, 

(D 3) gözetleme kulelerini (yerli yerince) koydurtum. Dönen düşmanı (geri) getirirdim. Kağanımla seferlere çıktık. Tanrı esirgesin, 

(D 4) bu Türk halkı içinde zırhlı düşmanların akınına imkan vermedim, (kuyruğu) düğümlü (düşman) atlarını koşturtmadım. İlteriş Kağan kazanmasa (idi), 

(D 5) ve ben kendim kazanmasa (idim) devlet de halk da olmayacak idi. (Kağan) kazandığı için ve ben kendim kazandığım için, 

(D 6) devlet de devlet oldu, halk da halk oldu. Şimdi ben kocaldım, yaşlı oldum. Herhangi bir ülkedeki kağanlı (yani "bağımsız") bir halkın 

(D 7) böylesi bir (devlet adamı) var ise, (o halkın) ne (gibi) bir sıkıntısı olacak imiş?  

(D 8) Türk Bilge Kağan(ın) hükümdarlığında yazdırttım. Ben Bilge Tunyukuk.
(K 1) İlteriş Kağan kazanmasa (idi), (ya da hiç) olmasa idi, ben kendim Bilge Tunyukuk kazanmasa (idim), (ya da) ben hiç olmasa idim, 

(K 2) Kapgan Kağan Türk Sir halkı ülkesinde boy da, halk da, insan da hiç olmayacak idi. 

(K 3) İlteriş Kağan ve Bilge Tunyukuk kazandığı için Kapgan Kağan'ın Türk Sir halkının gelişmesi (işte) bu(dur).

(K 4) Türk Bilge Kağan, Türk Sir halkını, Oğuz halkını besleyerek tahtta oturuyor. 

Kaynak: Orhon Yazıtları, Talat Tekin, Simurg, İstanbul, 1995 

..........................................................................................................


Çin Kaynaklarında Bilge Tonyukuk



Teslim olan aileleri alınca Bilge güneye akın yapmak planları yapıyordu. 

Tonyukuk dedi ki:


"Tang reisi cesur ve bilgili insanları barış ve refah içinde, fırsat doğmazsa, ayrılık çıkmazsa harekete geçilmemeli. Bizim milletimiz yeni (henüz) toparlandı. Hasta ve yorgunlar.  Beslenmeleri için üç seneye veya daha fazlasına ihtiyaç var. Ondan sonra bakışımızı değiştirir ve harekete geçeriz."

................................................................

Bilge yine şehirlerin etrafını surlarla çevirip budist tapınağı yapılmasını istedi. 


Tonyukuk dedi ki:


"Olmaz, Gök-Türk insan ve hane sayısı çok az. Çin'in yüzde birine yetişmiyor. Buna rağmen genelde karşı karşıya gelebiliyoruz.  (savaşabiliyoruz). Suları otlakları takip ederek, bir yerde uzun süre durmayarak ikamet ediyoruz. Av bizim mesleğimiz. İnsanların hepsi savaşçılığa antremanlı, bundan dolayı eğer kuvvetliysek askerlerle akın yapabiliriz. Zayıf olursak dağlarda ormanlarda gizleniriz. T'ang askeri çok olmasına rağmen kullanımsız. Eğer surlu şehirleri inşa edersek, eski geleneklerimizi değiştirirsek , bir kere mağlup olursak avantajımızı kaybeder, T'ang'a teslim oluruz. Ayrıca Budizm öğretisinin metodları insanlara zayıf olmayı öğretir. Kuvvetli olmanın, silah kullanmanın yolunda faydasızdır. Kumlamaz (inşa edilemez)."


Bilge ve diğer devlet adamları onun plan ve stratejilerini derinden kabul etti.


.......................................................................


Sekizinci yılın kışında (720) Yü-shih-tai-fu Wang Chün, Shuo-fang başkumandanı olarak batıda Basmılları, doğuda Hsileri, Ch'i-tanları iki yabancıyı çağırdı. Ertesi yılın sonbahar başlangıcındaki  vakitte, Shuo-fang ordusunun da hareketiyle birkaç yoldan girecekler. Chi-lo Suyunun yukarısında Gök-Türkleri bir baskınla yakalayacaklardı. Bilge duydu ve çok korktu.


Tonyukuk dedi ki: 


"Basmıllar şimdi Beşbalık'ta iki yabancı doğu ve batı olmak üzere çok uzaktalar. Güçlerini birleştiremezler. Wang Chün'ün atları askerleri buraya gelmeyi planlayamaz. Eğer gelirlerse, onlar varmadan, çadırlarımızı kuzeye üç günlük yola naklederiz. T'ang askerinin yiyeceği biter  ve geri giderler. Ayrıca Basmılların hafif (güçsüz) olması iyi avntaj, önce geleceklerini duydum. Wang Chün ve Chang Chia-chen birbirlerine yardım etmezler. İmparatora teklif ettiği şeyler yapılmazsa hareket etmeye cesaret edemezler. Eğer Wang Chün'ün asker ve atları gelmezse, Basmıllar yalnız varır. Biz de o halde onları bozguna uğratırız. Gücümüzle hallederiz." 


Basmıllar neticede Gök-Türk merkezine vardılar. Wang Chün ve Chi'-tan, Hsi'ler gelmedi. Basmıllar korkup geri çekildiler. Gök-Türkler saldırmak istiyorlardı.


Tonyukuk dedi ki: 


"Bu halk evlerinden bin li ayrıldı. Ölümüne savaşırlar. Saldırmak zamanı değil. En iyisi takip edelim."


Pei-t'ing'e iki yüz li kala Tonyukuk ordusunu çeşitli kollara ayırıp önce Beşbalık (Pei-t'ing)'ı kuşatmaya başladı. Uzun süre takip ettikten sonra çarptı. Basmılların halkının hepsi Gök-Türkler tarafından yakalandı. Onların reislerinin erkek kız bütün çocukları yakalandı ve geri dönüldü. Tonyukuk, askerleriyle ilerledi Ch'iht'ing (bugün Kansu'da Lung-hsien'in batısında)'e çıktı. Liang eyaletinin koyun ve atlarını yağmaladı. Yang Ching-shu, Liang eyaleti askeri valisi (tu-tu), yardımcı general P'an Kuan unvanlı Yian Ch'eng'e askerleriyle takip edip saldırmaya gönderdi.


Tonyukuk dedi ki: 


"Yang Ching-shu eğer kaleyi savunuyorsa barış, eğer askerleriyle ortaya çıktıysa savaşmanızı emrediyorum. Şimdi zafer kazanabiliriz. Başarı gelmeli."


................................................................


Bilge Kağan , teslim olan aileleri elde edince güneye akın yapmak istedi. 


Tonyukuk dedi ki: 


"T'ang reisi cesur ve kuvvetlidir. İnsanları huzur ve refah içindeler. Fırsat doğmadıkça hareket edemeyiz. Bizim halkımız yeni toplandı. Hasta ve zayıflar. Beslenip kendilerine gelmeleri için üç yıldan fazla zamana ihtiyaç var. Değişimi (gelişmeleri) görür ona göre harekete geçeriz."

.......................................................................

2693 a


Bilge yine şehirlerin etrafına surlar yaptırmak ve Budist mabedleri inşa etmek istedi. 


Tonyukuk yine dedi ki: 


"Olmaz. Türklerin hane sayısı az. Çin'in yüzde biri bile değil. Genellikle karşı gelebiliyoruz. Suları otklakları takip ederek bir yerde sürekli ikamet etmeyerek yaşıyoruz. Avcılık insanların mesleği. İnsanların hepsi savaş için eğitimli, kuvvetliysek yağmaya giriyoruz. Zayıfsak dağlara, ormanlara saklanıyoruz. T'ang askeri her ne kadar çok ise de idaresi faydasız  (savaş için). Eğer surlu şehirler inşa edersek, bir hücumda kaybedilir. T'anglıların avantajına olup, ele geçirirler. 


Ayrıca Budizm insanları zayıflatır. Savaş alanlarında faydası yoktur. Mabetler inşa edilemez."


Bilge Kağan ve diğerleri onun dediklerini derinden etkilenip kabul etti.
............................................................

Sekizinci yılın kışında (720) Yü-shih-tai-fu unvanlı Wang Chün, Shuo-fang başkumandanı olarak, batıdan Basmılların, doğudan Ch'i-tan, Hsi gibi iki yabancının o yılın sonunda hareket ettirilmesini, Shuo-fang ordusunun da ilerlemesiyle Gök-Türklerin Chi-lo suyunun yukarısındaki merkez otağlarının basılmasını rapor etti. Bilge bunu duyunca çok korktu. 


Tonyukuk dedi ki: 


"Basmıllar şimdi Pei-t'ing'de iki yabancı  (Liang-fan) doğuda, birbirlerine çok uzaklar. Güçlerini birleştirip hareket edemezler. Wang Chün'ün askerleri buraya gelemez. Eğer gelirlerse, onlar varmadan çadırlarımızı üç günlük yola naklederiz. T'ang  askerlerinin yiyecekleri biter, geri giderler. Ayrıca Basmıllar hafif (güçlü değiller). Duydum ki önceden gelecekler, bu iyi bir avantaj. Wang Chün ile Chang Chia-chen birbiri ile anlaşamaz. Eğer istedikleri yerine getirilmez ise hareket etmeye cesaret edemez. Eğer Wang Chün'ün eşekleri ve atları gelmez ise Basmıllar yalnız gelirler, saldırıp kolayca ele geçiririz."


Basmıllar neticede Gök-Türklerin merkezine vardı. Wang Chün ve İki yabancının askerleri gelmedi. Basmıllar korktu ve geri çekilip gittiler. Gök-Türkler onlara saldırmak istediler. 


Tonyukuk dedi ki: 


"Bu halkın evi bin li uzakta sonra saldırırız. Şimdi saldırma zamanı değil. En iyi onları takip etmektir."


Pei-t'ing'e iki yüz li kalınca Tonyukuk orduyu yollara ayırdı. Önce Pei t'ing'i ele geçirdiler. Sonra Basmılları mağlup ettiler. Halklarının kadın erkek hepsi Gök-Türklere esir düştü. Dönüşe geçtiler. Tonyukuk askerleriye Ch'ih-t'ing'e girdi. Eyaletin at ve koyunlarını yağmaladı. Yang Ching-shu, Laing eyaleti askeri valisi, yardımcı general ve P'an-kuan olan Yüan Ch'eng'ı Gök Türklere karşı savaşa gönderdi.  


Tonyukuk dedi ki:  


"Eğer Ching-shu kalede  kalıp savunmaya geçti ise barış yaparız. Eğer askerlerini çıkarıp buraya geldi ise, bu bizim lehimize avantaj, savaşalım. Başarı bizim. "  


Ching-shu'nun emrindeki askerler Ch'i-tan'ların olduğu yerde asilerle  (Gök-Türklerle) karşılaştı. Yüan Ch'eng, askerlerine birbirlerinin omuzlarını tutarak savaşmalarını emretti. Sonra çözüldüler. Rüzgar, kar, soğuk yüzünden yay ve mızraklar çalışmadı. Neticede subaylar büyük bozguna uğradı. Yüan Ch'eng vücudunu soyup (zırhlarını çıkarıp) kaçtı. Yang Ching-shu görevden alındı. Liang eyaletinin işleri sivil müfettişlerle idare edildi. Bundan sonra Mo-ch'o'nun halkına sahip oldu. Aniden elçi gönderip barış teklif etti. Hsüan Tsung'un oğlu sayılmayı istedi. İmparator kabul etti. Shang prensesi istedi. İmparator çok hürmet gösterdi ve hediye bağışladı.


Kaynak: Ahmet Taşağıl, Göktürkler I.II.III



******************************************************

Bizim mülteci hanelerimiz bu sefer kendisine katılınca, Kiçig Şad (Bilge Kağan) güneye doğru inip baskınlar yapma konusundaki planlarını Tonyukuk ile görüştü.

Tonyukuk da:


" T'ang hükümdarı bilge ve alp bir kişidir; halk huzur içinde yaşıyor; bu yıl da bereketli oldu; bizim onlara hücumumuzu kolaylaştıracak, yani, saldırı için sebep olabilecek hiçbir açık gedik bırakmamışlar; bu yıl hiçbir şekilde harekete geçmememiz lazım. Halkımız daha yeni biraraya geldi, henüz kendimize gelemedik; daha birkaç sene dinlenip beslenmeğe ihtiyacımız var. Ancak, duruma bakıp durumun değişmesi üzerine harekete geçebiliriz" dedi.

....................................................................................
Kiçig Şad, bu sefer de kale ve surlar yapmak; mabet ve tapınaklar inşa etmek isteyince, 

Tonyukuk: "Olmaz! Türk halkının nüfusu az. Tang idaresindeki hanelerin sayısının yüzde biri kadar bile eğil. Bizim düşmana karşı uzun zaman direnebilmemizin sebebi, sadece su ve otları izleyerek yaşmamız, oturduğumuz yerin devamlı olmaması, (yani, devamlı olarak aynı mekanda oturmamamız) ve hepimizin silah kullanmaya alışık olmasıdır."

....................................................................................

"Güçlü olduğumuzda askerlerimizile istila ve yağma hareketlerine geçmeliyiz; zayıflayınca da dağ ve ormanlara kaçıp gizlenmeliyiz. Tang askerleri sayıca çok olsa da, bunun pek faydası olmaz, (yani bizim arazimizde onların kalabalıklığı pek işe yaramaz)."
..................................................................................

"Eğer, kale ve surlar yapıp yerleşir, eski adetlerimizi değiştirirsek, günün birinde mağlup olur ve Tang tarafından yutuluruz."


..................................................................................


"Ayrıca mabet ve tapınaklarda yapılan ibadet ile, insanlar, insancıl ve zayıf olarak yetişmektedir; mücadeleci olmanın, savaşmanın ve güçlenmenin yolu bu değildir. (Yani, bizim için bu durumda mabet ve tapınaklar inşa etmek) olacak iş değildir" dedi.

.................................................................................

Kiçig  Şad ve yanındakiler (Tonyukuk'un) bu siyasetini içtenlikle onayladılar.


................................................................................

Tonyukuk: "Basmıllar bugün Başbalık'dadır. Söz konusu bu iki sınır ötesi kavmin doğu-batı ekseninde uzağına düşerler. (Doğuda ve batıda kalan bu kavimler) güçlerini birleştiremezler."
................................................................................

"Wang Chün'ün ordusu, benim tahminime göre, buralara gelemez."


................................................................................


"Eğer gelecek olurlarsa, onların gelmesine az kala, kağanlık otağının  (bulunduğu Ordukent'i) kuzeyde üç günlük mesafeye nakledersek, Tang ordusunun erzakları biter ve kendiliklerinden dönüp giderler."


................................................................................


"Basmıllara gelince, onlar hem tedbirsiz, hem de menfaat peresttirler; İmparatordan emir alınca hemencecik gelirler; ayrıca Wang Chün ve Chang Chia-chen'in arası açık, birbirlerine karşı olan memnuniyetsizliklerini İmparatora arznamelerle bildiriyorlar; onun için de harekete geçemezler."


 ................................................................................


"Eğer Wang Chün'ün ordusu gelmez de, Basmıllar kendi başlarına gelirlerse, o zaman bir hücumla onları ele geçiririz. Durum kolay olur" dedi.


................................................................................

9.Yılın sonbaharında (721) dediğimiz gibi, Basmıllar, Türklerin kağanlık otağının (bulunduğu Ordukent'e ) geldiler; Wang Chün'ün ordusu ile, sınır ötesi iki kavim gelmedi.
................................................................................

Basmıllar korkup geri çekildiler; Türkler hücum etmek isteyince, Tonyukuk: "Bu halk, kendi yurtlarından 1.000 li uzakta bulundukları için muhakkak ölünceye kadar savaşır. Sakın onlara bu sırada hücum etmeyelim. Onları askerle kvalamak daha iyidir." dedi. 


.................................................................................

Prof Dr İsenbike Togan; Çin Kaynaklarında Türkler. Eski Tang Tarihi. (ChiuTang-Shu), TTK.2006

  
----------------------------------------------------------------------------------------

Mo-ki-lien boyunduruk altındaki barbarları (hu) egemenliği altına aldığı günden güneye inmeyi ve sınır bölgesinde soygunlar yapmayı amaçlıyordu. 


Tun-yu-ku şöyle dedi: 


"Bu olmaz!  Göğün Oğlu akılı ve cesur. Halkı birlik içinde yaşıyor ve hasat bereketliydi, bu nedenle (bir baskın için) herhangi bir boşluk yok. Bunun ötesinde askerlerimiz...."

......................................................................................

Tu-küler geri döndü, Çi-ting'e gitti  ve Liang-çov'u yağmaladı. Tutu Yang King-şu memurları Lu Kung-li, Yüan Çeng ve diğerlerine askerlerin başına geçerek  (Tu-küe'lere) saldırıp onları yakalamalarını emretti. 


Tun-yü-ku şöyle dedi: 


"Eğer (Yang) King-şu şehri savunursa, onunla barış yapamayacağım. Ama eğer askerlerini ileri gönderirse, onunla ölümüne savaşacağız. O zaman onu mutlaka yeneceğiz!" 


(Yüan) Çeng ordusuna bir emir verdi: "Çıplak kollarınız ve gerilmiş yaylarınızla ileri fırlayın!" O sırada hava çok soğudu; askerlerin derisi (soğuktan) çatladı, bu nedenle elleri ne yayı gerebildi ne de oklara  (dokunabildi). Bunun sonucunda ağır bir yenilgi aldılar. Yüan Çeng kaçtı, (Yang) King-şu da görevinden alındı ve sıradan bir vatandaş olarak Li-ang-çov'un askeri işlerinin yönetiminde görevlendirildi. Böylece Tu-küe'lerin gücü büyük bir artış gösterdi ve (ölen) Mo-ço'nun tebaasının kalanını tümüyle emirleri altına aldılar.

..............................................................................................

Pi-kia (Bilge=Küçük Şad) Tang zamanında Budist ve Tao  (!) tapınakları inşa ettirmek istediğinde Tonyukuk ile bu konu hakkında konuştu, ama o şöyle yanıt verdi: 


"Sağlam yapılar inşa ederek eski geleneğimizi,yani bağımsız oluşumuzu yok etmemeliyiz. Aksi halde Tanglar tarafından yok ediliriz. Ayrıca Budist ve Taocu öğretiler insanlara iyilik ve zaaf öğretiyor, bu da savaşmak ve güç kazanmak için doğru bir yol değil." 


Bunun üzerine kağan planından vazgeçti. Tüm bunlar gerçi ancak Tapo zamanında Budizm'in Tuküe'ler tarafından desteklendiğini gösteriyor, ama bu, Tuküe'lerin yalnızca Tapo'dan beri Budizm'i tanıdıkları anlamına da gelmiyor.

.............................................................................................

Kiutang-şu'ya göre Tonyukuk Hilerin, Ki-tanların ve Çinlilerin Tuküe'lere karşı ortak saldırı planını öğrenince şöyle diyordu: 


"Eğer gerçekten gelecek durumda olsalardı, o zaman onların buraya gelmesinden kısa süre önce çadırlarımızı kuzeye doğru üç günlük yolculukla erişebilecek bir yere taşırız." Tang-şu bunu şu şekilde değiştiriyor: "Hepsi gelecek olurlarsa, üç gün önce bütün adamlarımızı kuzeye kaydırmak zorundayız."   

.............................................................................................

Kiu-Tang-şu'ya göre Tonyukuk bir savaştan önce şöyle demişti: 


"Eğer Yank King-şu kendisini güçlendirmek için şehri savunursa, o zaman onunla barış anlaşması yapacağım Ama karşı saldırı için askerler gönderirse, onlarla ölümüne savaşacağım. Şimdi (Pa-si-milere karşı) zafer kazanacağımıza inanıyoruz, bu nedenle başarılar elde edeceğiz." 


Tang-şu burada da metni biçemsel kaygılarla kısaltmış: 


"Eğer Yang King-şu şehri savunursa onunla barış anlaşması yapacağım. Eğer dışarıya asker gönderirse, onlara karşı sert biçimde savaşacağız. O zaman onu mutlaka yeneriz." Kiu-tang-şu'da özellikle zaferin nedeni öne çıkartılıyor. Tonyukuk galip geleceğini biliyordu, çünkü askerleri Pa-simileri yendikleri için zafer sarhoşluğu içindeydi. Tang-şu zaferin nedenini öylece siliyor. 


Kaynak: Liu Mau Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, İstanbul, 2007