25 Ekim 2015 Pazar

TEFEKKÜR VE MÜTEFEKKİR DERİNLİĞİ





Modern Batılı eğitim veren bir okulda okudum. Bir tarafta daha sistematik, kurumsallaşmış okul ortamı, diğer tarafta aileden gelen bir kültür... 

İstanbul Erkek Lise si’nde bu değerler bir leşti...
Kesinlikle... Bir sentez vardı ortada. Doğu’nun irfan anlayışıyla Batı’nın siste matik zihniyeti birleşiyor ve siz bunu fark etme den yaşıyorsu nuz. Bu durum bir müddet sonra kimliğinizin bir par çası haline geliyor; aşkla disiplinin sentezi... Kendi köklü tarihimizle, “Batı bizden üstündür” anlayışı arasın daki dengeyi bulmak adına çok ciddi arayışlara girmiştim. Batı klasikleri ve Doğu klasiklerini aynı anda çok yoğun okurdum. Şu anki birikimimin temeli, o yıllardaki gerilimde oluştu. Lise yıllarında bir yanda Stalin’i, Hegel’i; diğer yanda aynı dönemde İmam-ı Azam’ın Fıkh-ı Ekber’ini de, Gazali’yi de okuduk. Lise çağlarında bu okuma serüveni arkadaşlarla bir likte de yapılırdı, bazen Beyazıt’ta bir kahvehanede oturur kitap okurduk... 
 


'DÖRT AYRI YERDE KÜTÜPHANEM VAR'
“Şu anda dört ayrı yerde kütüphanem var. Bu evin üst katını kütüphaneye çevirdik. Sare Hanım, benim hassasiyetimi bildiği için Ankara'da Başbakanlık Konutu'ndaki terasa bakan aydınlık bir yeri de kütüphaneye çevirdi. Başbakanlık Konutu'nun resmi kısmında da bir kitaplığımız var, daha eski eserleri oraya aldım. Süleymaniye'de Bilim Sanat Vakfı'nın bir odası hâlâ bana aittir. Ara sıra kaçamak yapıp oraya giderim. Kitaplarım bu dört yere dağılmış durumda.”

Dünyada üniversiteler sıra lamasında dünyanın en iyi 100 üniversitesine üniversitelerini sokmuş #BirTürkiyeİstiyorum

Kültür ve sanat alanında kadim kültürümüzle moderniteyi birleştirebilen ve büyük sentezler oluşturabilen #BirTürkiyeİstiyorum 
Bir gün tebdil-i kıyafet gezebilecek olsanız İstanbul’da nereye giderdiniz?  

Sahaflara giderdim. Gençken İstanbul’da sığındığım yerler vardı. İstanbul Lisesi’nde yatılı okurken çarşamba günleri öğleden sonra 1.5 saat dışarı çıkma izni verirlerdi. Gülhane Parkı’nın ucuna kadar gider, Boğaz’ı, Üsküdar’ı seyrederdim. Topkapı Sarayı’na bakarak tefekkür ederdim. 40 lira haftalığım vardı, artırdığım harçlıklarımla kitap alırdım. Karaköy’de Almanca kitaplara bakardım. Üniversite yıllarında da sığındığım iki yer vardı. Rumelihisarı’nın dibinde, Aşiyan Mezarlığı’nın üzerinde bir yer vardı. Oralarda oturur, saatlerce kitap okurdum. Diğer sığındığım yer ise Yahya Efendi Dergâhı’ydı. 

‘ORHAN PAMUK’U TAKDİR ETMİŞİMDİR’ 

Orhan Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabını okudunuz mu? 

Okudum. Orhan Pamuk’un İstanbul’u anlatımını hep takdir etmişimdir. Şehir ve Medeniyet kitabımda ben de benzer konulardan bahsediyorum. Necib Mahfuz’un Kahire’si, Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, Charles Dickens’ın Londra’sı... Romancılarla şehir arasında da bir bağ var. Yahya Kemal de İstanbul’u şiirleriyle çok güzel yansıtmış biridir. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme