9 Şubat 2019 Cumartesi

Düşünme Payı, Zeynep Göğüş

Düşünme payı
Dikiş payı kadar bile düşünme payı bırakmadan kendimize, geçiyor hayat.
Düğmeler çok sık kopuyor, iki yakamızın bir araya gelmediği o daralma anlarında bile "Keşke düşünme payı bıraksaymışız" diyen pek çıkmıyor. 
"Düşün be adam düşün, eşek mi alınır kışın." Bu laf aslında bütün Anadolu'yu dolaşır, Kastamonu'ya çıkınca değişir, "Düşün deli gönül düşün, at mı alınır kışın, onun da parası peşin"e dönüşür. Germencik'e varıldığında ise sözlü kültür "Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı kişi..." diye uyarır insanı. Fakat Nallıhan'a uğrarsanız bir çuval incir berbat olur: Bölge ağzına yer eden kanı "Düşünmeden yatan, üşenmeden kalkar!"dır... 
Dünden bugüne sözlü kültürden yazılıya geçince mi daraldı düşünme payları, yoksa bana mı öyle geliyor? Herhalükarda içinde varolduğumuz toplumun düşünmekle ilgili bir sorunu var.
Değerli yazın insanı Füsun Akatlı'dan alıntıyla, "Düşünme, hep kriz anlarında, can havliyle gerçekleştirilen bir edim." Can havliyle düşününce de sağlıklı çözümler yerine ifratlar ve tefritler gelgiti kaçınılmaz oluyor. Düşünmeden görülen işlerin ifrat ya da tefritle sonuçlanması güncelliğini yitirmeyen bir kural hayatımızda. Örnek mi istersiniz, alın işte Vergi Yasası, Tahkim, Sosyal Güvenlik Yasası, özelleştirme. "Vur" deyince bile düşünmek lazım, öldürmemek için...
Peki ama biz niye ille de yumurta kapıya dayandığında can havliyle düşünüyoruz? Yoksa düşünmesini mi bilmiyoruz? Düşünmesini bilmek de sonuçta bir altyapı meselesi. 
En üretken Türk felsefecisi Hilmi Ziya Ülken felsefenin evrensel, düşünce üretiminin (yani tefekkürün) ise ulusal olduğunu söyledikten sonra şu soruyu soruyor "Ulusal tefekkürümüz niçin felsefe üretemedi?" (Bk. F. Akatlı: Düşünce Ufkunda Pupa Yelken, Boyut K.) 
Hilmi Yavuz, bu soruya "Ulusal Tefekkür Üzerine" yazarken yanıt getirmiş; "Yükseköğretimin 1930'larda yeniden örgütlenişinde Türkoloji ve İslam felsefesi bilimsel statülerini yitirmiş ikincil alanlar olarak görülüyordu. Bunlar, yeni yetişen Cumhuriyet kuşağının bilim ve fikir adamlarının itibar etmedikleri alanlardı..."
Böylece Türk düşünce üretiminde büyük kopuş meydana gelmiştir. Kopuş, boşluk getirmiştir. Her boşluk doldurulur. Düşüncesizce doldurulur... 80 sonrasında yaşanan ve hâlâ da devam eden tüm toplumsal ve siyasi kargaşaların temelinde felsefesizlik de yatmaktadır. Neyse ki şimdi gençler arasında felsefenin moda olduğunu işitiyoruz. En iyi moda bu, çocuklar ulusal kültürlerini neyin üzerine inşa edeceklerini arıyorlar. 
Hilmi Ziya Ülken'in dediği gibi, önce ulusal tefekkür (düşünce üretimi), sonra da felsefe... Bu felsefe modası, bir tepki sonucu da oluşsa, tüm genç modaların içinde en sevdiğim. Edebiyattan iktisada her alanda iki yakamızın bir araya gelmesi için düşünce payı şart

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme