24 Şubat 2017 Cuma

"Büyük Millet Meclisi'nin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi (09 Mayıs 1920)", Büyük Millet Meclisi Emri İle Reis Mustafa Kemal

"Büyük Millet Meclisi'nin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi (09 Mayıs 1920)"


İslam Dünyasına
"Güney çöllerinin bir köşesinde arzın seslerini dinleye dinleye yatan şanlı Peygamberimizin ruhlarımızla birleştirdiği İslam kardeşlerimiz, DİN-İ MÜBÎN'İN SON ASKERİ, kuşatılmış bir kale içinde size hitap ediyor.

Her yerden üstümüze saldırarak, yüksele yüksele Osmanlı ülkesini büsbütün boğmak isteyen ölüm kuvvetleri tehlikelerle çevrili bir ada içinde kalmış gibiyiz. Size nidalarını yetiştirmek isteyenler, öfke ve kin ufuklarından kopup gelen tehdit ve küfürler, yalan ve iki yüzlülük gürültüleri arasında gerçeğin sesini duyurmayı başarabilecekler mi?

Sınırlarında savaşların yangını hiç sönmeyen, çevresinde düşmanlık dalgalarının kabarması kesilmeyen Anadolu'dan, bu ezelî gaza ve cihat topraklarından yükselen hitabımız, aldatıcıların ve hilecilerin bin engeli arasından geçip sizi bulabilecek mi?

Şam'ın, Kurtuba'nın, Kahire'nin, Bağdat'ın düşmesinden sonra, İslam'ın son hilafet merkezi İstanbul da düşman silahlarının gölgesi altına düştü.Afrika'nın sahilleri üstünden Akdeniz'i baştanbaşa kuşatan unutulmaz yerlere! Tuna yalılarından Ural'ın kuzeyine, İç Asya'nın ucu bucağı olmayan bozkırlarına! Ganj'ın, Pencap'ın gürültüsü daha durmayan bayındır yerlerine varıncaya dek! Birer birer uzak ellerin baskısı ve zorlaması altına giren aziz kardeş yurtlarına ağlarken nihayet İslam kıble-gâhını, Ravzayı Nebevî'yi taşıyan Hicaz ve Yemen ülkeleri, Filistin ve Irak, Hindistan içlerine kadar Asya da İngiliz egemenliğinin engin, nihayetsiz bir ana yolu oldu.

Ortaçağ savaşlarında vahşi ve hain bir anlayışla, içinden korku gelebilecek komşu ülkeleri boşluğa dönüştürmek siyaseti, şimdi aynı amaçla Anadolu'da uygulanıyor.Ta ki; buyruğundaki Hindistan'ı, buyruğundaki Mısır'a bağlayan yani tutsak ülkeler, yeni İngiliz sömürgeleri, Anadolu'dan gelecek bir tehdide maruz kalmasın. Bunun için, Selçuklu Türklerinden dokuz buçuk-on yüz yıllık bir zamandan beri İslam yurdu olan Anadolu'ya grup grup istila orduları çıkardılar. Bunun için, Yunan ordusu adındaki eşkıya sürülerinin, Türklerin çok büyük çoğunluğu ile dolu bulunan bayındır ve mutlu bir ilimizi vurgunla, yangınla, kıyımla, ıssız ve harabe etmesine karşı ses çıkarmadılar.

Bunun için uluslar arası bir kurulun tantanalı bir kararı, Yunan ordusunu suçüstü durumunda, kana bulanmış bir katil gibi yakalamış ve dünyaya göstermişken işini bırakma, sana güveniyoruz dediler. Bunun için, defteri Âmâlde bütün Mora ve Teselya Müslümanlarının, Güney Arnavutluk, Makedonya ve Girit Müslümanlarının öldürülüşü yazılı olan bu sefil orduyu daha saygın kılmak için başına bir İngiliz generali komutan yaptılar. Ve o yangını söndürecek, ürpere ürpere kaçıp gidecek, göçleri durduracak yerde -cephelerini geri alın, yüzlerce köyü Yunan işgaline bırakınız- dediler.

Bunun için, Adana, Maraş, Antep ve Urfa gibi en köklü İslam gelenekleri Fransız subaylarının yönetiminde Ermeni düşmanlığı, kin ve öfkesine, Ermeni ruhunun galiz yırtıcılığına ve düşmanlığına yenecek, parçalanacak av gibi terk edildi. Hükümeti acıklı bir mütareke ile silahlarından soyutlanmış, orduları dağıtılmış bir millet Anayurduna üşüşen başıboş bırakılmış ve yangıncı, çapulcu işgalcilere karşı savunmadan başka ne yapabilirdi?

Biz, bu nedenle, aile ocaklarımızda eski gazalardan yadigâr kalmış silahlarımızla, analarımız ve kız kardeşlerimizle, çocuklarımız ve ihtiyarlarımızla her yerde düşmanı karşılayarak gerileten bir halk mücadelesine başladık. İşgale yardım vermeyen, halkın kurduğu cepheleri geri almaya yanaşmayan hükümetlerimiz, İngiliz baskısı altında birer birer görevlerini bıraktılar. Her ikisi namusluluğu ve yurt sevgileriyle tanınmış olan Ali Rıza Paşa ve Salih Paşaların hükümetlerini, Halife ve milletin güvenliği bütünüyle sağlanmışken, istifa ettirmek yolu ile  düşürdüler. Oysa Anadolu'nun işgale uğrayan yerleri, önceden işgal edilmiş yörelerimizden göçen konutsuz, yiyeceksiz yüzbinlerce göçmenlerle dolu olan topraklardı.

Balkan savaşında yakılan köylerin, kentlerin uğursuz alevi ile ve mazlum bir halkın kanı ile boyanmış kızıl, korkunç bir haçlı önünde bölük bölük yurtlarından dışarı çıkan göçmenler daha Anadolu topraklarında hastalıktan, açlıktan acınacak bir durumda sürünürken arkalarından eski katilleri yetiştirdiler. Başlarına yeniden musallat ettiler. Birliğini, bağımsızlığını savunduğumuz Anadolu, öz yurdundan kovulmuş kaç (nice) kötü talihli Müslüman millete sığınak olan bir topraktır. Kırım'dan, Bosna-Hersek'ten, Kafkasya'dan; düşman akınları önünde diyarlarını terk edenler, gelip orada kendilerine bir yurt buldular. İşte parçalamak, dağıtmak istedikleri ülke, İslamiyet'in birçok bedbaht evladına, bağrında yeniden hürriyet hakkı, yaşam hakkı veren bu ülkedir.

İçeride her gün biraz daha büyüyen, etkisini her gün biraz daha arttıran halkın direnişini kırmak için İngiliz politikası her yola başvurmaya karar verdi. Bu düşünceyi en önce dünya basınına -Türklere barışı kabul ettirmek için zorlayıcı araçlar kullanılacak- biçiminde duyurdular. Siyaset tarihinin hiçbir döneminde hükümet edenler amaçlarını iki yüzlülükle örtmekte şimdi görüldüğü kadar küstah olmamışlardır. Türk başkentinin Türklere bırakılacağını, Halife ve Sultanın İstanbul'da bırakılacağını, Hindistan'a resmi olarak bildiren İngiltere, aradan on gün geçmeden bu açık sorumluluğunu bozmakta hiçbir sakınca görmedi. İstanbul, askeri işgal altına alındı. Askerlerimiz gece uykusu arasında yataklarında basılmak suretiyle şehit edildi. En tanınmış mülki ve askeri devlet adamlarımız, kalem erbabımız, birçok mebuslar ve âyan, evlerinde haydut yakalanır gibi tutuklandılar ve sürüldüler. İstanbul, İngiliz sıkıyönetimi altına alındı. Bunun üzerine Millet Meclisi, yabancı baskılardan özgür olan bir vatan parçasına çekilmeye mecbur oldu. Barışı hazırlamak için başkent işgal edildi. Barışı hazırlamak için yasal hükümetimiz istifa ettirildi. Barışı hazırlamak için İngiliz koruması altına imzasını koymuş, her sorunu Batı'nın adalet ve merhametinden bekleyecek ölçüde anlayışsız, beceriksiz kişi sadrazamlığa getirildi.

Anadolu direnişini kırmak için kendi hükümetimizi, kendi milletimize karşı saldırtmak, müftülük makamını İslam'ın şerefi için kanını akıtan mücahitler aleyhine kullanmak gibi iblisçesine bir düşünceyi uygulama alanına koydular. Anlayışsızlık ve öfkeden gözleri kapanmış olan birkaç kişiyi, Anadolu kuvvetlerini arkadan vurmak üzere harekete geçirdiler. Orduyu terhis etmek, milli kuvvetleri köylülere asi olarak tanıtmak, milleti, kendine şeref veren en asil civanmert evladına karşı kuşku ve ikicil ayrımcılığa düşürmek, barışı hazırlamak için İngiliz buyruğunda çalışan yurtsuzların ilk işi oldu.

İşte biz, bir yandan işgalcileri geldikleri yere kovmak, öte yandan aldatılan ve kandırılanları yola getirmeye çalıştığımız bir zamanda sizi hakikatten haberdar etmek istedik. Mısır'da ve Hindistan'da olduğu gibi, İslam'ın başını, İslam'ın eli ile ezenler, bizi halifeye baş kaldıran asi bir topluluk  gibi tanıtmaya çalışıyorlar. En eski zamanlarda olduğu gibi bugün de İslam Dini'ne ve İslam Dünyası'na karşı yüklendiği muazzam göreve gevşemez, sarsılmaz bir imanla sadık olan milletimiz düşmanların yalan ve aldatmasına kapılmaktan sizi korumaya çalışıyor.

Güneyin kızgın çöllerinden kuzeyin buzlu iklimlerine ve doğudan batıya kadar yüzyıllar  boyunca gazadan gazaya koşan milletimiz, din yolunda kurban ettiği milyonlarca şehitlerin kutsal mirası olan amaçlara bağlı kalmakta direniyor. İslam'ın son yurdunda son kurtuluş cihadını yapan kardeşlerimize karşı en büyük işkenceyi yalnız aşağı görmekle kalmayan düşmanların zorlamalarla yayımlattıkları fetvalara cevap olarak Anadolu'nun her yerinde dini mübîn'in gerçek sesi yükseldi. Yüzlerce müftü ve müderrisin ortak imzaları ile yayımladıkları fetvalar doğru yolu milletimize ve İslam Dünyasına gösterdi.

Müslümanların düşmanı olan devletlerce fiilen işgal edilen Halifelik makamında, Müslüman askerleri silahlarından soyutlayarak hükümet dairelerine el koydular ve sıkıyönetim koyduktan ve halifelik hakları yok edildikten sonra Müslüman Halifesinin kurtarılması için bütün güçlerini kullanmanın, bütün Müslümanlara farz olduğunu din bilginlerimiz tebliğ ve tamim ettiler. Bu Şer'i (İslam kuralları ve hukukuna uygun) sesi siz de işitin.

İslam Birliği düşüncesinin sonradan en büyük temsilcisi Yavuz Sultan Selim'in dediği gibi 'İslam gönüllülerinin toplu olması için kendisini adayan' milletimize, onun bağımsızlık davasına, manevi yardım ve onayınızı bir saniye eksik etmeyin; ta ki, İslam'ın tam tutulmaya giden güneşi büsbütün kararmasın, yeniden dünyamız üstünde ışıldamaya başlasın. Selam ve hidayet her zaman din kardeşlerimizin üzerine olsun.

Büyük Millet Meclisi Emri İle Reis Mustafa Kemal"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme