14 Şubat 2017 Salı

Düşünürlerimiz: Ahmet Cevdet Paşa

İlgili resim


AHMET CEVDET, 1822-1895, Bulgaristan, Lofça Devlet ve Bilim Adamı, Tarihçi, Hukukçu, Şair  

"Şark medreselerinin son güneşi: Ahmet Cevdet Paşa’dan beri bu memlekette kimse bir Hamidullah, bir Fazlurrahman veya bir İkbal aramasın." İlber Ortaylı 

Meşhur İslam sosyoloğu İbn Haldun’dan istifade eder. Piri-zade Sa’ib Molla’nın başlayıp eksik bıraktığı “İbn Haldun Mukaddimesi” tercümesini  tamamlayarak 1860 yılında neşr etmiştir.

Cevdet Paşa’nın Osmanlı hukukuna kazandırdığı en önemli eser şüphesiz “Osmanlı Medeni Kanunu” diyebileceğimiz  “Mecelle-i Ahkam-ı Asliyye” dir.  
Cevdet Paşa’nın mütefekkir olarak değeri, tarihçi ve hukukçuluğundan herhalde üstündür. Osmanlı devletinin mukadderatı onu yakından alakadar ediyordu. Bu nedenle devletin durumunu araştırmış, ve bozulan müesseselerin ıslahı çarelerini göstermiştir.

Cevdet Paşa bir ıslahat hareketinde başarıya ulaşabilmek için şu üç şartı zorunlu görmektedir. İlim, İrade, kudret. Bunlardan biri bulunmazsa iş başarıya ulaşamaz. O düşünceyi  ve eylemi birlikte götürme görüşünü benimsemişti.
İbn Haldun’un görüşlerini benimsediği bilinen Cevdet Paşa, medeniyeti ulaşılması gereken bir ideal değil bir toplumdal olgu olarak kabul etmektedir.
Cemiyyet hayatının ulaştığı en yüksek nokta Devlet’dir. Cemiyetde medenileşmenin önemli temel taşlarından biri belki de en önemlisi devlettir.
Cevdet Paşa , aldığı kuvvetli medrede terbiyesi ve devlet adamlığı şuuru sayesinde Batı medeniyetine karşı aşırı bir hayranlık duymaz. Ona göre Batı medeniyeti tarih boyunca sahneye çıkan medeniyetlerden birisidir. 
Avrupa’yı medenileştiren Asya’dır. Avrupa’lılar önce Asya ve Rum medeniyetini görerek taklid edip, ondan sonra hal-i kemale erebilmişlerdir.  Demek ki Avrupa önceki medeniyetlerin mirasına konan bahtiyar bir kıtadır.  Bu şekilde Asya’da doğan ve Avrupa’da karar kılan Medeniyyet gelini bundan sonra hangi tarafa gideceğini ve ne gibi renklere gireceğini ve nasıl elbiseler giyeceğini Allah bilir.    
Mecelle, kendi çağında 13 yüzyıllık İslami fıkıh geleneği üzerinde inşa edildiği halde, maddeler halinde düzenlenmiş analitik ve pozitif bir hukuk sistemi oluşturma çabasıdır. Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından 6. yüzyılda Konstantinopolis'te hazırlatılan ilk (code civil) derlemesinden sonraki ilk örnek olması özelliğiyle İstanbul'u özel bir konuma kavuşturur. Batı ülkelerinin Medeni Kanun (code civil) geleneği Büyük Jüstinyen'in 6. yüzyılda hazırlattığı ilk (code civil) düzenlemesine dayanır. Mecelle, Tanzimat Fermanı ile açılan dönemin en önemli kanunu ve Osmanlı modernleşmesinin en önemli anıtlarından biridir. Bu anlamda (modernleşme) olarak adlandırılan istikametin aslında kökü Konstantinopolis'te, yani İstanbul'da olan bir sürecin ihyası olduğunu da gösterir.

Mecelle'nin birinci kitabına ekli olarak yayımlanan mazbataya göre Mecelle fıkıh ilminin dünya işlerine ilişkin kısmıyla ilgiliydi. Uygar uluslar (milel-i mütemeddine) bu konuyu Medeni Kanun ile çözerken, Osmanlı devletinde bu konuda pek çok kanun ve nizam yapılmıştı. Bunların eksikleri her ne kadar İslami fıkıh ilminde eksiksiz bir şekilde giderilmiş ise de eski içtihat ve fetvaları bir araya getirmek güçtü ve yeni kurulan temyiz mahkemelerinin hakimleri bu kaynaklara yeterince vakıf olmadığından yanlış kararlar verilebiliyordu. Bu nedenle Hanefi mezhebinin sağlam kaynaklarına dayanarak kanun kuvvetinde bir derleme hazırlanmalıydı. Böylece hem şer'i mahkemeler için güvenilir bir kaynak oluşturulmuş olacak, hem nizami (laik) mahkemelerde kullanılmak üzere yeni kanunlar çıkarılmasına gerek kalmayacaktı.

Osmanlı hukukçusu denince Batılıların hemen aklına gelen iki kişiden biri Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ise, diğeri de Ahmed Cevdet Paşa’dır. Bu ikisi, yalnız Batıda değil, ülkemizde de haklı bir şöhret kazanmıştır. Ebussuud Efendi, zamanın padişahının kanunî ünvanını almasında haklı bir rol oynadığı gibi, Cevdet Paşa da memleketimizde hukuk ilminin inkişafına ve Tanzimat ıslahatının meşru zeminde tatbikine çok hizmet etmiştir.

Ahmed Cevdet Paşa çeşitli meziyetleri uhdesinde toplamış bir şahsiyettir. Tarihçi, dilci, idare adamı, hukukçu, edebiyatçı ve din adamıdır. Her sahada eser vermiştir. O zamana kadar câri bulunan şer’î hukukun mühim bir kısmını ilk defa kanunlaştırmak suretiyle İslâm tarihinde bir ilki gerçekleştirmiştir. Son devir Osmanlı âlimlerinin en büyüklerinden ve çok yönlü İslâm âlimlerinin son zamanda yetişmiş tipik bir temsilcisidir. Bu bakımdan Cevdet Paşa’yı tanımak, yakın tarihimizi de çeşitli yönleriyle öğrenmeye yardımcı olacaktır. Osmanlı medenî kanunu olan Mecelle ise, yalnız bizde değil, dünya hukuk tarihi
bakımından da âbide bir eserdir. Hele bunun ilk yüz maddesi birer hukuk vecîzesi olmak itibariyle ilim irfan sahibi herkesin istifade edeceği temel prensiplerdir.

Dünya hukuk tarihinin şaheserlerinden sayılan Mecelle.

Cevdet Paşa’nın kültür tarihimiz içinde önemli bir yeri vardır. Özellikle onun düşünce sisteminin odak noktasını anlamak için medeniyet ve medeniyetçilik anlayışını bilmek gerekir. Cevdet Paşa vaktiyle Avrupa’dan ilim ve fende üstün olan İslâm âleminin onaltıncı yüzyıl sonlarından başlayarak geri kaldığını kabul etmektedir. “Biz geri gittikçe, Avrupa ilim ve maarifte bir suret-i fevkalâde terakki ede ede akıllara hayret verecek dereceye gelmiştir. Bu ilerlemeden mutlaka yararlanmak gerekmektedir” der. Ancak o taklitçiliğe, kanun ve müesseselerin olduğu gibi alınmasına karşı olup, İslâmî geleneklerin korunmasından yanadır.

Mecelle hakkında, öncelikle hazırlanmasında büyük emeği geçen Ahmed Cevdet Paşa, şu yorumda bulunmaktadır:

“Avrupa kıt’asında en ibtidâ tedvin olunan kanunnâme, Roma kanunnâmesidir ki, şehr-i Kostantiniyye’de (İstanbul) bir cemiyet-i ilmiyye tarafından tertib ve tedvin olunmuş idi. Avrupa kanunnâmelerinin esâsıdır ve her tarafda meşhur ve muteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-i Adliyye’ye benzemez. Beynlerinde (aralarında) pek çok fark vardır. Çünki o, beş-altı kanunşinas zâtın marifetiyle yapılmıştı. Bu ise, beş-altı fakih zâtın marifetiyle vaz’-ı ilahî olan (Allah tarafından konulan) şeriat-ı garrâdan ahz ve iltikat edilmiştir (alınmıştır). 

Avrupa kanunşinaslarından olup bu kere Mecelle’yi mütâlaa ve Roma kanunnâmesiyle mukayese eden ve her ikisine dahi mücerred eser-i beşer (sadece birer insan eseri) nazarıyla bakan bir zât dedi ki: 

‘Âlemde, cemiyyet-i ilmiyye vâsıtasıyla iki defa kanun yapıldı. İkisi de İstanbul’da oldu. İkincisi, tertibi ve intizamı ve mesâilinin (içindeki meselelerin) hüsn-i tensik ve irtibatı (güzel tertibi) hasebi ile evvelkiye çok müreccahtır ve fâikdir (üstün ve yeğdir). Beynlerindeki fark dahi insanın o asırdan bu asra kadar âlem-i medeniyette kaç adım atmış olduğuna bir mikyastır (ölçüdür).” 

Avrupalı yazarlar da Mecelle hakkında takdirlerini ifâde etmekten geri durmamışlardır. Nitekim Bernard Lewis der ki: 

On dokuzuncu yüzyılın belki en önemli hukuk reformu, Mecelle diye tanınan ve ilk bölümü 1870’te yayımlanan yeni bir medeni kanunun ilanıydı. Mecelle pek geniş ölçüde zamanının entellektüel hayatında önde gelen bir sima olan bilim adamı, tarihçi ve dahi hukukçu Ahmed Cevdet Paşanın (1822-1895) eseriydi. Şer’î hukukun bir kanunundan çok kanunlar külliyatı olan onun bu eseri, Türk hukukunun büyük başarılarından biri sırasında yer almalıdır. 1926’da Cumhuriyet tarafından kaldırılıncaya kadar Türkiye’de yürürlükte kaldı. Hâlâ da Asya’da Osmanlı vârisi devletlerin bir çoğunun hukuk sistemlerine temel teşkil etmektedir.”

Ahmed Cevdet Paşa, Mecelle'nin hazırlanmasında önayak olmakla yalnız İslâm hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük bir hizmette bulunmuş, hem kendi adını hem de hazırladığı bu mükemmel eserin adını ebedîleştirmişdir. İnsan eseri olmak itibariyle elbette Mecelle de hatâdan âri değildir, ama bu, onun şöhretine gölge düşürmemiş; bilakis oniki asırlık İslâm hukukundan zamanın ihtiyaçlarına uygun kanunlaştırmalar yapılabileceğine bir delil ve kıvılcım teşkil etmiştir.

Cevdet Paşa, Tarihi Cevdet ile İnparatorluğun tarihini kayda geçirtmiş ardından Mecelle ile Medeni Hukukumuzu, Milletin hukukunu inşa etmiştir.

Tarihi Cevdet 12 cilt de yayınlanmamıştır henüz.

Burada, hayatı, anılan yüzyılın son üççeyreğini neredeyse kuşatmış olan ve bunun yarım yüzyılını devlet hizmetinde geçirmiş bulunan Ahmed Cevdet Paşa; tarihçi, hukukçu, düşünür, edip, eğitimci ve sosyolog sıfatlarını alabilecek bir sima olarak karşımıza çıkmakta ve. 19. yüzyıl Osmanlı Devleti nin siyasî, sosyal ve kültürel hayatına bu özellikleriyle silinmez damgasını bir sistem ve eylem adamı olarak vurmaktadır.

Ahmed Cevdet Paşa; tarihçi, hukukçu, düşünür, edip, eğitimci ve sosyolog sıfatlarını alabilecek bir sima olarak karşımıza çıkmakta ve. 19. yüzyıl Osmanlı Devleti nin siyasî, sosyal ve kültürel hayatına bu özellikleriyle silinmez damgasını bir sistem ve eylem adamı olarak vurmaktadır.

Cevdet Paşa'ya şöhret kazandıran gelişmelerden biri de, onun tarafından ortaya atılan, Hanefi fıkhına dayalı bir kanun kitabının hazırlanmasının ge­rektiği düşüncesidir. 

Cevdet Paşa, Osmanlı kurum ve kuruluşlarına yeniden şekil verilmesi konusundaki farklı fikirlerin hız kazandığı bir dönemde, gelenek­çi Türk-İslâm- Doğu kültürü ile yenilikçi Batı arasında senteze varmaya ça­lışmış bir şahsiyettir. Osmanlı müesseselerinin İslâmi esaslara dayandığını dikkate alarak, Batı devletleriyle Osmanlı Devleti'nin farklı din ve medeni­yetlerden doğduğunu, bu sebeple de her yönden Batılılaşmanın hem yanlış, hem de imkânsız olduğunu düşünmüş, sonuç olarak Batı taklitçiliğine ve maddeci felsefeye şiddetle karşı çıkmış.

Cevdet Paşa'ya göre İslâm dini, herkese hak ettiği hürriyeti verdiği için İslâm dünyasında Batı'daki gibi bir hürriyet mücadelesi vuku bulmamış, buna karşılık adaletin tesisi gayretleri ön plana geçmiştir. Cevdet Paşa, dev­letin ve hükümetin ancak İslâmi esaslara uymakla fitne, fesat ve zulmü ön­leyebileceğini düşünmektedir. Aynı sebeple gayri müslimlere de "şer-i şe­rife uygun muamele edilmesi istenbiştir. İslâmdaki bu eşitlik-adalet uyu­mundan dolayı Avrupa'daki sınıf çatışmaları, feodalite, sömürü ve zulüm, Osmanlı toplumunda görülmemiştir.

Cevdet Paşa, tarih felsefesi ve metodolojisinde geniş ölçüde, bir kısmının tercümesini yaptığı İbn Haldun'un Mukaddime'sinin tesirinde kalmıştır. Bundan dolayı A.Hamdi Tanpınar, onu "İbn Haldun'un son şakirdi" sayar.
Hukukçuluğu: Cevdet Paşa, devlet adamlığı ve tarihçiliğinin yanı sıra, aynı zamanda Tanzimat döneminin önemli hukuki düzenlemelerini yapan bir hukuk adamıdır. Bu dönemde hazırlanan kanunların ve kurulan müesse­selerin önemli bir kısmı onun imzasını taşımaktadır. Bu sebeple Bernard Lewis'in onun hakkında kullandığı "dahi hukuk adamı" ifadesi (Modern Türkiye'nin Doğuşu, s. 122) mübalağalı sayılmaz.

Cevdet Paşa'nın, İslâm ve Osmanlı hukukuna kazandırdığı en önemli eser, şüphesiz Mecelle-i Ahkâm-ı Adiyye'dir. Metn-i Metin teşebbüsünde on üç yıl sonra ortaya çıkan eser, bütün İslâm devletlerinde İslâm hukuku alanında hazırlanan ilk kanun olma özelliğine sahiptir. Cevdet Paşa'nın bu kanunun ortaya çıkmasındaki rolü, Mecelle'yi hazırlayan heyetin başkanı sıfatıyla sadece kanunun hazırlanmasından ibaret değildir. Bu noktaya gel­meden önce, Fransız medeni kanununun alınmasını isteyenlere ve bu arada en başta Sadrazam Ali Paşa ile Fransız Büyükelçisi De Bouree'ye karşı ver­miş olduğu mücadele sonunda, Code Civilie'in iktibası yerine, milli bir ka­nun hazırlanması fikrini kabul ettirmesi ve bu fikre sonuna kadar sahip çı­karak Mecelle'nin tamamlanmasını sağlaması, en az telifindeki emeği kadar önemlidir.

Ali Paşa, Fransız medeni kanununun tercüme edilerek Osmanlı Devletinde tatbik edilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Buna karşı Ahmed Cevdet Paşa ve aynı düşüncede olanlar, İslam Hukukunun bir dalı olan Hanefi fıkhının sistematik hale getirilerek kanunlaştırılması fikrini müdafaa ediyorlardı. Bu ikinci yani, Ahmed Cevdet Paşa ve arkadaşlarının fikirlerinin tatbiki için "Mecelle Cemiyeti" adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başkanlığına Ahmet Cevdet Paşa’nın getirildiği bu meclis, Kur’an-ı Kerim'in hükümlerini kanun şekline sokup, bütün milletlerin kıymet verdiği Mecelle adındaki kitabı hazırladı.

Filozof’un Türkçe karşılığı BİLGE’dir.

Roma İmparatorluğu’ndaki “Filozof İmparatorlar”(Marcus Aurelius, Iulianus Apostat)'ın  karşılığı, medeniyetimizde Oğuz Kağan, Bilge Kağan ve“Flozof Papalar” (Gerbertus Aureliacensis, Silvester II, Petrus Hispanus II, Ioannes XXI, Enea Silvio Piccolomini, Pius II, Leo XIII)'ın karşılığı Bilge Tonyukuk, Gazali, Nizamülmülk, Yusuf Has Hacib, Kınalızade, Şeyh Edebali, Hacı Bektaşı Veli, Ahmet Cevdet Paşa’dır.

Yine, Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın, Cevdet Paşa’yla ilgili bir seminerde yaptığı konuşmadan bazı alıntılar, Cevdet Paşa’ nın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır: 

“ Onun abidevi eserlerindeki muhteşem çıkışlar ve parlak noktalar ve aynı eserlerdeki inişler ve lekeler de tıpkı, Türk cemiyetinin şaşırmışlığı gibi bir çelişkidir ve o çelişkileri, o tasvir ve ifadeleriyle biz, Cevdet Paşa’ yı gün geçtikçe daha çok okuyor, daha çok seviyoruz: çünkü, asrı hazırın yaşanan trajedisi, yani, çözülmezliği , Cevdet Paşa tarafından ifade edilmiştir. (...) Ulaşılamaz dehası ve abidevi üslubu yanında, işte o küçük taraflarıyla da belki bizim insanımız olduğunu gösteren sempatik bir Cevdet Paşamızdır. (...) Cevdet Paşa’da her şey vardır. Ve Cevdet Paşa aydan gelmemiştir. (...) her şeyiyle, ahlakıyla, ritüeliyle, bilgisiyle, çalışmasıyla, tutarlılığı ve tutarsızlığıyla, bu memleketin, bu ülkenin sokaklarında yetişen bir insandır. (...) Cevdet Paşa bu toplumun bir münevveridir ve bu toplumun bir devlet adamıdır. Birlikte çalıştığı insanlarla büyük işler becermiştir. (...) son asrın tefekkürü ve kültürü, bu güne bile ışık tutacak bir şekilde, Cevdet Paşa gibi adamlarla kurulmuştur...” 

http://www.ibrahiminan.av.tr/icerik/22/ahmet-cevdet-pasa.aspx


http://www.kitapyurdu.com/kitap/modernlesme-devrinde-ilmiye-amp-cevdet-pasa--ibnulemin-ornegi/264093.html&manufacturer_id=39254



Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle





Bir Osmanlı Belgeliği Olarak Ahmet Cevdet Paşa Tarihi ve Cevdet Paşa Bibliyografyası Nurettin Öztürk


ahmet cevdet paşa




Ahmet Cevdet Paşa’dan beri bu memlekette kimse bir Hamidullah, bir Fazlurrahman veya bir İkbal aramasın.

Muhammed Hamidullah (d. 1908, Haydarabad - ö. 2002, Florida), İslam dünyası'nda tanınmış son dönem hadis bilginlerinden birisidir.
İlk öğrenimini Haydarabad'da tamamladıktan sonra, yine bu kentteki hukuk fakültesini bitirdi. Fakat İslami bilimlere özellikle de siyerilmine olan merakından dolayı 1936'da Paris Üniversitesi'nde bu konuda eğitim aldı. Daha sonra Almanya'nın Tübingen Üniversitesi'ne kaydolarak "devletlerarası İslam hukuku" alanında ikinci bir doktora çalışması daha yaptı.
1947'de Paris'e yerleşerek ders vermeye başladı. Akademik çevrelerdeki ünü giderek arttı ve ders vermek için Fransa dışındaki ülkelere gitmeye başladı. 1950'li yıllarda Türkiye'ye gelerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Hukuk fakültelerinde ve İzmir, Ankara, Konya üniversitelerinde dersler verdi.
Hamidullah’ın Türkçe’ye çevrilerek yayımlanan başlıca eserleri şunlardır: İslam’a Giriş (1961), Hz. Peygamber’in Savaşları (1962), İslâm’ın Hukuk İlmine Yardımları (1962), İslâm’da Devlet İdaresi (1963), İmam-ı Azam ve Eseri (1963), Modern İktisat ve İslâm (1963), İslâm Fıkhı ve Roma Hukuku (1964), Kur’an-ı Kerim Tarihi (1965), İslâm Peygamberi (1966, 2 cilt), Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahifa-i Hemmam b. Münebbih (1967), Resulullah Muhammed (1973), İslâm Hukuku Etüdleri (1984), İslâm Müesseselerine Giriş (1984), İslâm, Bilim ve Felsefe (1990), İlk İslâm Devleti (1992), İslâm’ın Doğuşu (1997), Hz. Peygamberin Altı Orijinal Diplomatik Mektubu (1998), İslâm Anayasa Hukuku (1998), El Vesaiku’s-Siyasiyye (1998), İslâm Tarihine Giriş (1999).

FAZLURRAHMAN
islami bilimler profesörü.

21 eylül 1919'da pakistan'ın hazaraşehrinde doğdu. ilk öğrenimini`pakistan'da der-i nizamî olarak bilinen geleneksel medrese eğitimi şeklinde bizzat kendi babasından ve daha sonra çağdaş islam eğitim yapan bir bir kurumda hazara'da tamamladı.
1940'da pencab üniversitesi arapçabölümünü bitirdi. 1942'de aynı üniversitede yüksek lisansını tamamlayarak araştırma görevlisi oldu. 1949 yılında oxford üniversitesi'nde doktora çalışmalarını tamamladı. 1950 yılında durham üniverstesinde öğretim görevlisi olarak görev aldı. 1961'de pakistan'da islami araştırmalar ensititüsüne profesör olarak atandı. 1962'de bu enstitünün müdürlüğüne getirildi. 1969 eylül'ünde chicago universitesinde "islam düşüncesi profesörü" olarak göreve başladı. 26 temmuz 1988'de ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.

fazlur rahman, kanaatimce, asri zamanlarin en önemli islam müteffekkiridir. 
islamiyeti; tüm sosyal bilimlerin 'disiplinler arası' mukayeseli tetkikleri perspektifinde inceleyerek; şümullü yorumlar yapmış ve günümüz meselelerini anlayabilcek ve zamanımız muhakemesini tatmin edebilecek alt-yapıyı oluşturacak metinler kaleme almıştır.

yüzyıllarca islamiyetin kılıcı olmuş bir millet olarak, kalemi olmaktan ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi de fazlur rahman'dır. zira, merhum ayarında bir ilim adamından mahrum olduğumuz gibi; islam bilimleri ile ilgili zevatın da fazlur rahman'a ne kadar teveccüh ettiği çok şüphelidir! tasavvuf erbabı, rahmanın tasavvufa mesafeli duruşundan yakınırken; tasavvuf meşreb olmayalarsa -maalesef- yazarın bilgisi ve perspektifinden yoksun, kullandığı 'terminoloji'yi bile dine tehdit sayacak kadar gaflet içindedir. 

ancak, haklarını yememek lazım ki;ankara okulu yayınlarından tekrar basılmaya başlayan eserleri büyük bir boşluğu doldurmakta, emekği geçen zevat her daim bizden hayır duası almaktadır.

Muhammed İkbal

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Muhammed İkbal
Muhammed İkbal (Urduca: محمد اقبال, Hintçe: मुहम्मद इक़बाल; d. 9 Kasım 1877 - ö. 21 Nisan 1938), Pakistanlı İslam alimi, şair, filozof ve politikacı.
Şiirleri çağdaş Urdu ve Fars edebiyatının en önemli yapıtlarındadır. Allâme İkbal olarak da bilinir. Hindistan'daki müslümanların bağımsızlık mücadelesini ilk defa dile getiren kişidir.
1873'de Pakistan'ın Pencap eyaletine bağlı Siyalkut kentinde doğan Muhammed İkbal, mutasavvıf bir anne ve babanın oğlu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini Kur'an üzerine aldı.
Kur'an eğitimini medresede tamamladıktan sonra, Arapça ve Farsça hocasının yönlendirmesiyle İslam edebiyatıyla ilgilenmeye başladı. Lahor'da yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra Doğu Dilleri Fakültesi'ne hoca olarak tayin edildi. Bu yıllarda Muhammed İkbal'in şiirleri de yayınlanmaya başlandı.
1905'de Londra'daki Cambridge Üniversitesi'nin felsefe ve iktisat bölümünden mezun oldu. Londra'da üç sene kadar kalan İkbal, burada Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde hocalık yaparken, bilhassa Londra'da ilgi görmesine sebep olacak çeşitli İslâmi konularda bir dizi konferans verdi. Yine Londra'da kaldığı müddet içinde hukuk üzerine okuyan İkbal, savcılık diplomasını aldıktan sonra Almanya'ya giderek Münih Üniversitesi'nde felsefe dalında doktora yaptı.
1908'de Hindistan'a döndüğünde, yazı ve şiirlerine hayranlık duyanlar tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.
Şiirlerinde Mevlânâ'nın etkisi büyüktür.
Muhammed İkbal ülkesinin siyasetine de katılmış ve halkını bu konularda yönlendirmişti. Onun bu konudaki düşüncesi ise, "Siyaset; çalışmak, izzet ve şerefe davet etmektir" şeklinde idi.
Müslüman Hintli mücahitler adıyla yazdığı şiirleri Hindistan'daki müslümanların hareketlenerek İngiliz sömürüsüne başkaldırmalarında ve Pakistan'ın kuruluşunda büyük tesiri olmuştu. Bu yönüyle İkbal, Mehmet Akif Ersoy'a da benzetilmiştir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, zor durumda Pakistan halkını, Türk halkının milli mücadelesine destek vermek için örgütlemiş, milli mücadelede kullanılmak üzere Pakistan halkından 1.5 milyon sterlin toplayıp Ankara hükümetine yollatmıştır. Bu paralarla daha sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından şimdiki İş Bankası kurulmuş ve önemli bir bölümü Cumhuriyet Halk Partisine verilmiştir
Uzun süren bir hastalıktan sonra 21 Nisan 1938'de vefat etti.

Vatan Anlayışı[değiştir | kaynağı değiştir]

Merhum Muhammed İkbal, “Hac, mü’minlere göç etmeyi öğretir ve onlardaki vatan mefhumunu yakar!” diyerek[1] Müslümanların VatanMillet anlayışında bir çığır açtı.

Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]



"Cevdet Paşa’yı en iyi anlayanlardan biri
Kanaatimce Fatih Şeker, Türkiye’de Cevdet Paşa’yı en iyi anlayan, onu, özellikle tarihe bakışı konusundaki tespitlerini en çok kullanan kalemlerden biri. Yazarın entelektüel birikiminin oluşumunda Tarih-i Cevdet yazarı Ahmet Cevdet Paşa’nın etkisi azımsanmayacak kadar çok. Paşa’yı iyice özümsemiş ve onun açtığı fikrî çizgiye katkılarda bulunan Fatih Şeker, Osmanlının son dönemini ve Cumhuriyeti yaşamış Türk kültür ve düşünce tarihinin en önemli simalarından olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal konusunda da ciddi okumalar yapmakta."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme