1 Nisan 2016 Cuma

Batı'nın İslam'a Bakış Açısı: İslamizm

İslamcılık Yeni Bolşevizm'dir

Margaret Thatcher, 12 Şubat 2002, TheGuardian Gazetesi


Margaret Thatcher, "Terör Tehdidini ortadan kaldırma kampanyası, ayrıca Irak'ta bizim bitirilmemiş işimizi de sonlandırmalıdır", şeklinde yazmaktadır.

Margaret Thatcher, Salı 12 Şubat 2002 


"Zihnimde, uykusundan güçlü ve heyecan verici bir adam gibi uyanmış ve yenilmez kilitleri sallayan bir millet görüyorum." Milton'un (X) sözleri bugünün Amerika'sını mükemmelen açıklar.  11 Eylül korkusu sonrasında dünya Amerika'nın gücünü topladığını, müttefiklerini çağırdığını ve düşmana ve düşmanımıza karşı dünya genelinde savaş konusunda yolun yarısını katetmiş oldu.

Amerika asla eskisi gibi olmayacak. Kendisine ve diğerlerine karşı şunu ispatladı ki, gerçekte tek küresel süper güç kendisidir, modern zamanlarda hiçbir milletin yakalayamadığı düzeyde fiili veya potansiyel rakiplerine karşı üstünlük düzeyini ele geçirmiştir. Sonuç olarak, Amerika dışındaki dünya da aynı şekilde eskisi gibi olmayacaktır. Elbette, yeni yönlerden yeni tehditler ortaya çıkacaktır. Ama Amerika teknolojik liderliğini korumak için çalıştığı müddetçe, Amerikan egemenliğine karşı herhangi bir meydan okumanın başarılı olması için hiçbir neden yoktur. Ve neticeten  bu durum, istikrar ve barışı sağlamaya yardımcı olur.

Ancak, Başkan Bush'un Amerikalılara hatırlattığı gibi, rehavete yer yoktur. Amerika ve müttefikleri,  aslında batı dünyası ve müttefikleri, halen ölümcül tehdit altındalar. Bu tehdit ortadan kaldırılmalıdır ve şimdi kuvvetli birşekilde hareket etme zamanıdır.

Pek çok bakımdan İslamcı terörün meydan okuması benzersizdir, kendine özgüdür. Dolayısıyla Batılı istihbarat servislerinin karşılaştıkları zorluk, saldırıları tahmin ve önlenmesi ile ilgilidir. Düşman, tabii ki, bir din değil - Müslümanların çoğu olanbiteni beğenmemektedir. Bu tarzdaki bir terörizmin devletlerin desteğine ihtiyacı olacaktır. Belki de en iyi paralellik erken komünizm ile kurulabilir. Günümüzdeki İslamcı aşırılık, geçmişteki Bolşevizm gibi, silahlı bir doktrindir. Fanatik, iyi silahlanmış adanmış hayranları tarafından savunulan fanatik agresiv (saldırgan) bir ideolojidir. Ve, komünizm gibi, onu yenmek için tümüyle kucaklayan uzun vadeli bir strateji gerektirir.


Bu stratejinin ilk aşaması Afganistan'daki düşmana askeri bir saldırı olmalıdır, şimdi bu ilk aşamanın sonuna yaklaştığımızı söyleyebiliriz. Yeni geçici hükümetin desteği hak ettiğini söyleyebilirim, Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisini bu güvenilmez bölgede iddialı ulus-inşası konusunda kendisini batağa saplamasının doğru olmadığına inanıyorum. Bazıları bu konuda, mevcut krizin bize verdiği dersin, başarısız devletlerin ihmalkarlığının terörizme yolaçtığı görüşü nedeniyle, aynı fikirde olmayabilir.  Ancak bu basmakalıp bir yaklaşımdır. Uygulama kabiliyeti olmayan belirli bir küresel müdahalecilik düzeyini ima etmektedir. 

Daha önemli ders ise Batı, El Kaide ve onu barındıran rejime karşı yeterince güçlü erken hareket, karşı koyma konusunda başarısız olmuştur. Ve uluslararası çabaların konsantrasyonlarının seçimi hususunda her zaman  bir tercih olduğundan, En iyisi, ABD'nin yegane küresel askeri süper güç olarak, enerjilerini, sosyal çalışmadan ziyade, askeri alana tahsis etmesidir. Afganistan'da sivil toplumun ve demokratik kurumların desteklenmesi, başkalarına bırakılmalıdır ve bu başkaları İngilizleri de içerdiğinden, Ümid ederim ki, bizler, başarabileceklerimiz ve başaramayacaklarımız konusunda gerçekçi oluruz.


Terörizme karşı savaşın ikinci safhası Afrika, Güneydoğu Asya vb gibi diğer merkezlerde kök salmış İslamcı terörü vurmak olmalıdır. Bu birinci sınıf istihbarat, akıllı-uyanık diplomasi ve sürekli-geniş kapsamlı askeri kararlılık gerektirir. Düşmanlarımız kendilerini yıllardan beri sağlama almışlardır, sert ve kanlı bir direniş olmadan yerlerinden sökülemeyeceklerdir.

Üçüncü aşama, terörizmi destekleyen ve kitle imha silahlarını edinmeye veya ticaretlerini yapmaya çalışan bu düşmanca devletlerle uğraşmak olmalıdır. Bu devletleri "haydut" devletler olarak adlandırma alışkanlığımız var. Bunda yanlış olan bir husus yok. 

Örneğin, İran ve Suriye, her ikisi de, hem Usame bin Laden hem Taliban ve hem de 11 Eylül saldırıları konusunda keskin bir şekilde eleştirici oldular. Yine de batılı değerler ve çıkarları konusunda düşmandılar. Her ikisi de terörizmi kuvvetlice desteklediler. İran, İsrail'e karşı şiddeti kışkırtacak tarzda silahları sevkederken yakalandı. İran ayrıca nükleer başlıklara sahip  uzun menzilli füzeler geliştirme konusunda da girişimlerde bulunuyor.

11 Eylül'ün diğer eleştiricilerinde de bir tehdit vardır. Libya, örneğin, hala batı'dan nefret eder ve bizden intikam almayı derinden arzulamaktadır. Ve Sudan İslam adına kendi vatandaşlarına karşı soykırım uygular. Kuzey Kore, Kim Jong-il'in rejimine gelince, şimdiye kadar görülmüş en çılgın bir rejimdir ve nükleer, kimyasal veya biyolojik savaş başlıklı uzun menzilli balistik füzelerin dünyadaki ana geliştiricisidir.

En azılı haydut şüphesiz ki, Saddam Hüseyin'dir. Dünün bitirilmemiş işi yarının başağrısı olacaktır. Saddam Hüseyin, bizim talep ettiğimiz koşullara asla uymayacaktır. Onun amacı gayet açıktır; kitle imha silahları geliştirmek suretiyle bize cezasız kalması ile meydan okumak.

Nasıl ve ne zaman, onun ortadan kaldırılması önemli olan sorulardır. Yine, bu sorunun çözümünde önemli olan en uygun istihbaratın teminidir. Afganistan'da olduğu gibi, iç mukavemetin mobilize edilmesi gereklidir. Bu da muhtemelen kapsamlı bir kuvvet kullanımını içerecektir. Amerika'nın müttefikleri, en başta İngiltere, Başkan Bush'a, Irak ile ilgili alacağı kararlarında güçlü destek sunması gerekecektir.

11 Eylül olayları özgürlüğün ebedi uyanıklık gerektirdiğine ilişkin korkunç bir hatırlatmadır. Ve çok uzun süredir biz uyanık olmamışızdır. Biz, bize nefret edenleri aramızda barındırmışızdır,  bizi tehdit edenlere tolere etmişizdir. Ve bizi zayıflatanları şımartmışızdır. Sonuç olarak, örneğin, şehirlerimize yönlendirilebilecek balistik füzelere karşı savunmasız durumda bulunmaktayız. Bir füze savunma sistemi bu durumu değiştirmeye başlayacaktır. Ama değişim daha da derine gitmelidir. Bir bütün olarak batı haydut rejimlere karşı kararlılığını güçlendirmek ve savunmasını kuvvetlendirmek zorundadır. İyi olan şu ki, Amerika bunu gerçekleştirebilecek bir liderliği haiz bir başkana sahiptir.

Margaret Thatcher 1979'dan 1990'a kadar Muhafazakar Başbakan idi. Devlet Aygıtı: Değişen Dünya için Stratejiler kitabı Harper Collins tarafından yayınlanacak.


(X) John Milton, (d. 9 Aralık 1608 – ö. 8 Kasım 1674). İngiliz şair. Kayıp Cennet (Paradise Lost) adlı eseriyle tanınır. İngilizce'ye en çok kelime kazandıran kişidir. (çevirenin notu)

Orijinal Metin: 

http://www.theguardian.com/world/2002/feb/12/afghanistan.politics

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme