18 Şubat 2018 Pazar

GÜNÜN KÖŞE YAZILARINDAN SEÇKİ 18 Şubat 2018


GÜNÜN KÖŞE YAZILARINDAN SEÇKİ


“İlk düşünürümüz Bilge Tonyukuk’a (646-726) minnetle”

18 Şubat 2018

3- Haksızlık yapmamak adına söylemeliyiz ki;
Bunların hepsi hain, hepsi kötü niyetli insanlar değildir.
Çünkü bunların gözlerine takılan at gözlükleri nedeniyle zihinleri zaptedilmiş, kısırlaştırılmış ve köreltilmiştir.
Bu nedenle artık onlar özgür ve özgün düşünemezler, vicdanlarının sesini dinleyemezler, merhamet duyamazlar.
Peki onların bu ‘okumuşluğu’ hafifletici bir sebep midir?


Türkiye söz konusu olunca yabancıların taktik bir tercih yaptıkları görülmektedir: Türkiye’deki hükümetleri istedikleri doğrultuda siyasetlere zorlamak ve terör örgütlerine barınma ve sair destekler sağlayarak onları da stratejilerine destek olarak kullanmak… İşte şaşırılan nokta da burasıdır. Bilim, teknoloji, felsefe, hukuk, yönetsel bilimler, askerlik, ekonomi, finans gibi yüzlerce alanda açık bir üstünlük ve açık bir gelişmişlik sergileyip de atadan-deden kalma usuller ile küresel bir dizayn girişiminde bulunmanın anlaşılabilir olması mümkün değildir. 
Yabancıların bilindik metotlar kullanarak Ortadoğu'ya ve sonra tüm dünyaya yeniden şekil vermeye çabaladıkları açıkça görüldüğü halde bunlara geçmişte maruz kalanların tekrar aynı oyuna gelmeleri de yine anlaşılabilir olmaktan uzaktır. 
Aslında tüm dünyaya şunu söylemek gerek: Dünya her zaman küreseldi, bundan sonra da hep küresel olacaktır. Akıllar ve gönüller de küresel olursa küresel bir paniğe gerek yoktur.”. http://www.gunes.com/yazarlar/omer-ozkaya/kuresel-panik-yogunlasirken-2-852471

Bu savaş sırasında ABD’ye kök söktüren Vietkong ordusunun en önemli gücü, yeraltına kurdukları tüneller ağıydı.
Bu ağla Amerikan birliklerine sürpriz saldırılar düzenliyor, bu ağla saklanıyor, yeraltında yaşayıp yerüstünde ABD’lilere saldırıyorlardı.
ABD yıllarca bu yeraltı ağıyla uğraştı ama çözemedi.
Şimdi belli ki, ABD’li PKK danışmanları, PKK ile el ele verdikleri Afrin’de ve Münbiç’te ve muhtemelen Suriye’nin kuzeyindeki tüm stratejik bölgelerde bu şekilde yeraltı ağları inşa etmişler.
Vietnam’da elde ettikleri acı tecrübeyi, Türkiye’ye karşı kullanmak için strateji geliştirmişler.
Ama arada kocaman bir fark var.
Vietnamlılar o tünelleri elleriyle, emperyalistlere karşı kazmışlardı.
Suriye’de ise emperyalist güçler tarafından “inşa edilmiş” ve PKK’lılara tahsis edilmiş tüneller var.
Vietnamlılar, onurlu insanlardı, birilerinin taşeronu olarak değil, özgürlükleri için savaşıyorlardı.
PKK’lılar ise parayı veren kim ise onun için savaşıyorlar.
Bu yüzden de Vietnam’daki tünellere ABD gömüldü.
Burada ABD’nin yaptırdığı tünellere ise PKK gömülüyor.”. http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/1842537-abdden-vietnam-taktigi




Şaşırtıcı şekilde “Sürdürülebilirlik Endeksi” şirketlerinin yönetim kurullarında kadın üye oranı ise yüzde 12.6 ile genel ortalamanın altında kalıyor.”. http://www.haberturk.com/yazarlar/serpil-yilmaz-2155/1842507-kadinlar-yonetmesin-hakim-ortagin-keyfi-kacmasin


Kilo başına ihracat gelirine dikkat çekti:
- Kilo başına ihracat gelirimiz ortalama 40-50 Euro dolayında. Bazı ürünlerde 70 Euro’ya kadar çıkıyor. Türkiye’nin kilo başına ihracat gelirinin 1.4 dolar olduğu düşünülürse, sağladığımız katma değer daha iyi anlaşılır.
21-22 milyon Euro’luk ciroyla Avrupa’da ilk 5’e, dünyada ilk 7’ye girmek...
Şirket “küçük ölçekli” ama yakaladığı başarı büyük değil mi?”. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/vahap-munyar/sizdirmazlik-satiyor-kilo-basina-ihracati-70-euroyu-buluyor-40745401



Amerika’da silahlı ölüm oranı İngiltere’nin 30 katı. En son verilere göre günde 30 kişi silahlı bir saldırı sonucu hayatını yitiriyor. Her gün 30 kişi! Ve ortalama olarak her iki ayda bir çift haneli toplu ölümlerle sonuçlanan saldırılar gerçekleşiyor. Bunun temel nedeni silaha ulaşmanın önünde hiçbir engelin olmaması. Silah satın almak için herhangi bir markete gidip birkaç yüz dolar vermeniz yeterli. Bir laptop parasına makineli tüfek almak ve bir seferde onlarca kişiyi öldürmek mümkün.”. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/selcuk-sirin/silah-varsa-patlar-40745410



Islahat Fermanı ilk safhada Mehmed Emin Ali Paşa ve Reşid Paşa grupları arasında bir münakaşa yarattı. Bugüne kadar da tarih yazımında devam eden “kaçınılmazlık” veya “gaflet” eseri diye tartışılan ama mutlaka Türkiye’nin çağdaş tarihi için de etkili bir metin olduğu gerçektir.”. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/kiskactaki-ferman-islahat-40745405




Çünkü Vahabi zihniyeti batılı tarafından yerleştirilmiş. Bu zihniyette de İslam’la hiç alakası olmayan inançlar getirilmiş. Bugün nasıl hıristiyanlık kilise dini olmuşsa, Vahabiler de o çeşit bir din oluşturdular. Suudi Arabistan halkı değil, ama idareler, politikalar hep yanlış yönde yönlenmişler. Dolayısıyla krallık oradan oluşmuş yoksa yoktur öyle bir şey. Biliyorsunuz orayı uzun süre Osmanlı idare etmiş. Osmanlı’da, ‘Ben Peygamber’in hizmetçisiyim’ diyen padişahlar var.”. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/can-aydogmus/vahabi-zihniyeti-bati-tarafindan-yerlestirilmistir-cemalnur-sargut-2-bolum-40745429


“Tarih ve dünya politikası üstüne yapılan çalışmalar bize kriz tırmandırmanın, muhatabınızı karar vermeye, seçim yapmaya zorlamanın riskli ama aynı zamanda etkili bir yöntem olduğunu ortaya koyuyor. Uluslararası ilişkiler öğretisinde bu konuda yapılmış pek çok araştırma mevcut. “Brinkmanship” ve kriz yönetimi daha fazla risk alabileni, alabileceğini göstereni mükafatlandırıyor, başarıya ulaşmasına, istek ve beklentilerini kabul ettirmesine yardımcı oluyor.
Türkiye de bunu yaptı ve esasen iki yıldan fazla bir süredir sorunlu olan ilişkilerini normalleştirmesi için muhatabına baskı uyguladı. Baskının içeriğini, yöntemini beğensek de beğenmesek de başarı kazandı. Şimdi sıra başarının pekiştirilmesinde, kalıcı hale gelmesinde. Bu da başka bir yöntemin denenmesini, gönüllerin kazanılmasını, Türkiye’nin yumuşak gücünün kullanılabilir hale getirilmesini gerektiriyor. Almanya ile geliştirilen “modus operandi” Amerika olan ilişkilere de örnek olabilir…”. http://www.karar.com/yazarlar/mensur-akgun/normallesmeye-dogru-6239


“Kolsuz Agop’tan hayat bilgisi dersi
Bu hafta sessiz sedasız ayrıldı aramızdan Prof. Dr. Agop Kotoğyan. Ders niteliğinde büyük bir hikaye yazdı hayatlarımıza. Alanının duayenlerindendi. “Efsanevi” sıfatının en fazla yakıştığı bir doktor… Zaman zaman üstesinden gelemediğimiz şeylerin isyanını üstlenen derimiz, onun dehasında, tek kolunun şefkatinde şifa buldu.”. http://www.milliyet.com.tr/kolsuz-agop-tan-hayat-bilgisi-dersi/filiz-aygunduz/pazar/yazardetay/18.02.2018/2612004/default.htm


‘İyi doktor’ manifestosu
Samatyalı tek kollu çocuk büyüdü, annesinin dediği gibi çok çalıştı. Türkiye’nin en sevilen, alanının duayeni bir doktor oldu. “Efsanevi” sıfatının en fazla yakıştığı ve anlamına değer katıldığı bir doktor… Bu hafta da, ikinci evi Cerrahpaşa’da sessiz sakin ayrıldı aramızdan. Hayatı, meslektaşlarına örnek olacak bir ‘iyi doktor’ manifestosuydu başlıbaşına… Hastaları ve onu tanıyanlar için de, kendine acıma kolaycılığına kaçmadan, inandığı yolda yürüyerek, tek kolla bile olsa başarı dağının zirvesine çıkabilecek kudrette çok özel bir rol modeldi. 
Toprağı bol olsun… Başucundan, muayenehanesindeki kuş cıvıltıları hiç eksik olmasın…”. http://www.milliyet.com.tr/kolsuz-agop-tan-hayat-bilgisi-dersi/filiz-aygunduz/pazar/yazardetay/18.02.2018/2612004/default.htm


Farklılık, kalite, lezzet ve tanıtım
TÜRYİD’in amacı, Türkiye’de gastronomi sektörünün özgürlüğünü ve çeşitliliğini koruyarak, ekonomik bir sektör olarak güçlenmesi ve döviz getirisi giderek artan bir sektör olarak öne çıkması.
Sakıp Sabancı derdi ki, “Ağam dünyanın en lezzetli aşını pişirmişsin. Doğru dürüst tabağa koyarak, doğru dürüst bir sofrada müşteriye sunamazsan, kimin haberi olur? Neye yarar?”
TÜRYİD’in arayışı, Türkiye’nin gastronomi varlığını geliştirmek, tanıtmak, ekonomik değerini arttırmak. Başkaları bunu nasıl yaptılarsa biz de yapacağız. Birilerinin, sivil toplum kuruluşları ile kamu kuruluşlarının el ele vererek gelişmenin yolunu açmaları gerekiyor.”. http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/20-milyar-dolarlik-turk-yemegi-2612089/

Su, gübre ve tohum ile toprağın ilişkisini, kendinden öncelikler bir şekilde kurmuş diye, bu bilginin üzerine yenisini eklemek, aklımıza dahi gelmiyor.

Yılın 7 ayını beslediği karasığır için harcayan çiftçi, daha az zamanda daha fazla süt alabilmek için, başkalarının ürettiği bilgiden yararlanabileceğini düşünemiyor.

Değişen şartlar içinde ortaya çıkan yeni sorunlarla baş edebilmek için, bilginden yararlanabileceğimize dair "refleksimiz" yok. Her ne iş yapıyor olursak olalım, o işi "mükemmelleştirmenin" bilgiden geçeceğine inanabilsek, gerisi geliyor.

Ürettiği ürünün doğasından ve pazardaki rekabetten bunalan bir işadamının yakınmasını hatırlıyorum. Söylediği, artık yer demirgök bakır olduğu ve bu işin sonunun geldiğiydi.

Oysa işinin tıkandığı noktayı aşmada, araştırma, geliştirme, bilgiye dayalı karar üretme süreçlerini oluşturabilirdi.

Burada dikkatimi çeken, genel refleksin, "söylenme" ve "sızlanma" yüzünden, "bilgiye" akamadığıdır.
Bir başka bilgisizlik türü de "bilgiyi yanlış tanımlamaktan" kaynaklanıyor. Bilgi teknolojileri modası başladığından beri, ortalıkta "bilgi yönetimi" diye bir geyik dönmeye başladı.


Oysa ortada bilgiden çok bilgisizlik varsa, mevcut sistemlerinizle, bilgisizliği örgütlersiniz.  Bugün Türkiye'de pek çok kurum, yukarıdaki tanımı doğrulayan laboratuvar gibi. Müzmin sorunlarımızın ortak paydasında hep aynı eksik yatıyor; ilgisizlik, özellikle bilgiye ilgisizlik...”. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/oguz/2018/02/18/ilgisizlik-bilgisizlik


“Başbakan Aleksis Çipras'ın tarihî deyimler üzerinde tekel oluşturma ile komşularına yayılmacı emelleri olmadığı garantisini veren bir devletin isminde coğrafî bir bölgeye atıf yapmasına itirazın anlamsızlığını vurgulayan açıklamaları Atina ve Selânik ve diğer şehirlerde meydanlara yürüyen yüz binler tarafından "ihanet" olarak yaftalanmıştır.
Kamuoyunda yaygın destek bulan bu yaklaşım, dozu kaçırılan "tarih araçsallaştırması"nın yol açabileceği neticeleri gösteren ilginç bir örnektir.
Aşılanan "tarih şuuru"nun yüksek dozu, Mikis Theodorakis'in Sintagma Meydanı'nda hatırı sayılır bir bölümünü 
Altın Şafak destekleyicilerinin oluşturduğu yüz binler tarafından çılgınca alkışlanması benzeri sahneleri yaratan toplumsal histerileri tetikleyebilmektedir.”. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2018/02/18/tarihin-asiri-aracsallastirilmasi-makedonyanin-adi

“En başından beri ABD'nin grand stratejisi/temel politikası, Suriye'yi Balkanlaştırarak parçalamak ya da Somalileştirerek kaosa terk etmekti. Unutmayalım ki Balkanlaştırma, 'böl ve yönet' diye bilinen üç asırlık en etkili Anglo- Sakson işgal anlayışıdır.
Suriye'de rejim değişikliğinden öte hep bir harita değişikliği mücadelesi veren ABD yönetimi, Esad'ın kırmızı çizgileri aşmasına ses etmedi. Dolayısıyla Suriye'ye müdahaleyi ağırdan alan ABD'nin 'ağırlık verdiği' asıl mesele, etnik ve dini fay hatlarının derinleşmesiydi.
***
ABD'nin 2013'te devreye soktuğu 'kuzeyde Kürtler, güneyde Dürziler, Batı kıyılarında Nusayriler ve doğuda Sünniler' şeklinde dörde bölünmüş bir Suriye, öncelikle İsrail'in kuzey sınırlarının güvencesi açısından hayati önemdeydi. Ayrıca siyasal yapısı parçalanmış bu Suriye, tıpkı Irak gibi gelecekteki bölgesel güç mücadelelerinin yeni lokomotifi olacaktı.
Bu yolla başta Türkiye olmak üzere Lübnan, Irak, Ürdün ve İran, bölünmüş Suriye'den gelen jeo-politik basınçla tehdit edilecekti.
***
Ancak asıl basınç, küresel aktörlerin hesap edemediği 'strateji ve sosyoloji arasındaki kan uyuşmazlığı'ndan kaynaklandı.
Türkiye gibi aktörlerin kültürel, tarihsel ve politik zenginliğini göz ardı ederek onları istatistiki bir veriye indirgeyen Amerikan aklı, hesap edemediği bir bozgunla yüzleşti.
ABD'nin başını çektiği uluslararası sistem Suriye'de şu an hem kendi doğasından hem geleceğe dair kirli hesaplarından dolayı adeta paralize olmuş halde.
Bir anlamda kendi kazdığı kuyuya düşen ABD, şimdi diplomasi tarihine kendi kurduğu sistemi yıkan aktör olarak geçiyor.”. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/bercan-tutar/2018/02/18/suriye-degil-abdnin-kuresel-sistemi-cokuyor


“Bu yüzden İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu'ya, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muhterem İnce'ye ve Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürü Sinan Güner'e bir tarihçi olarak teşekkür ediyorum. Bu bilgilendirme İçişleri Bakanlığı'nın çok önemli bir hizmetidir. Yalan, yanlış ve maksatlı olarak insanlarımızın ataları konusunda kafasını karıştıranların verdiği kasıtlı bilgilerin önüne bu suretle geçilecektir.


Bundan sonra yapılacak iş sistemdeki bilgilerin eski defterler kullanılarak genişletilmesi (lakapların sisteme yüklenmesi) ve aksaklık görülenlerin (yer isimleri, ölüm tarihleri) düzeltilmesidir.
Bu çok önemli sistemi Türk milletinin kullanımına sunan Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün bu işi de yapacağına inanıyoruz.”.
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2018/02/18/soyunu-bilmek-isteyenlere-rehber


Türk bilim insanları tarafından geliştirilen algıçlar dünyanın büyük fizik deneyinin gerçekleştiği CERN’de kullanılacak. Algıçları geliştiren Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkcan Özcan önderliğindeki Kahve Lab ekibinin tutkulu çalışmalarını Kandilli’deki merkezde izledim.”. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/sirt/2018/02/18/karanligi-aydinlatan-tutkulu-laboratuvar



Sonuç: Türkiye, gelecek 1000 yılı sığdırabileceği bir döneme giriyor... YENİ BİR TÜRKİYE BİNYILI BAŞLIYOR! Bu dönem Türkiye’nin her alanda gelecek 1000 yıla vuracağı damgayı ve bu topraklardaki herkesin “hangi kökenden gelirse gelsin” ORTAK GELECEĞİNİ belirleyecek... Bu bağlamda yapılması gerekenleri sorgulamak, hazır olmak ve birlikte BERABER “BÜYÜK BARIŞ’ı” sağlayarak çalışmak BİZİM için kaçınılmaz...”. http://www.star.com.tr/yazar/yeni-bir-turkiye-binyili-yazi-1311025/


Kişilikleri tanımak çok zor tamam ama kabul etmeliyiz ki, toplum içinde nadir de olsa, “insan sarrafı” denilen tipler bulunuyor. İnsanları bir süre gözlemledikten sonra onların kişilikleri hakkında doğru tahminlerde bulunabilen kimseler, bu kişiler. İnsan sarrafları, insan yüzünün sabit şekilsel özelliklerinden değil değişken, yani kişinin kontrolünde olan şekilsel özelliklerinden istifade ederek tahminde bulunuyorlar. Yani insan sarraflığının da fizyonomi ile, ilmi sima ile bir ilgisi yok. İnsan sarraflarının en önemli ortak yönleri insanlarla yoğun biçimde ilişki içinde olmaları… İnsan sarrafları, çok iyi gözlemci, anlık ve sürekli dikkat melekeleri güçlü… İletişim sırasında iletişimin bütün unsurlarına aynı anda dikkat edip, tutarlılığı veya tutarsızlıkları çabuk fark ediyor, tecrübelerini bu yeteneklerine ekleyebiliyorlar. İnsan sarrafları, insan sesinin tonunu, tınısını, ahengini, hangi kelimenin hangi hecesinde artıp hangi hecesinde azaldığını fark etme konusunda da çok yetenekliler. Konuşma sırasındaki beden dili işaretlerini de aynı anda fark edip bu bilgileri hızlı biçimde yorumlayabiliyorlar.”.  https://www.yenisafak.com/yazarlar/erolgoka/insan-sarraflari-2044490


“İslamcı kesimde müthiş bir felsefesizlik var. Teorik konulara hiç aşina değiller. Oysa ki bütün ikincil dallar bir ana referans noktası (ontoloji) ile anlam kazanırlar. Gençlere sadece pratik şeyler öğretiyorlar. Theoria yok.
Bence gençlere yapılacak en önemli hizmet onlara büyük düşünürler ve büyük düşünceleri öğretmekten geçer. Her şeyden evvel Felsefe dersleri verilmesi lazım. İslami gelenekteki şekli olan Hikmet ve İrfan düşünce metodolojisi öğretilmesi lazım. Bu bilinmeden Kurân bile anlaşılamaz. Allah Teala “Ben size Kitabı ve Hikmeti verdim” diyor zira. Yani Kitab ancak Hikmet anahtarı ile anlaşılır. Eğer sadece dil bilgisi yani Arapça bu iş için yeterli olsaydı Ebu Cehil çok iyi Arapça biliyordu. Ama anlamadı.
Bu açıdan her şeyden evvel Antik Felsefe, İslam Felsefesi, İrfan Felsefesi, Mukayeseli Dinler Tarihi bilgisi ve perspektifi gelişen kimselerde siyasal analizler, dilbilimsel analizler yerli yerine oturur. Bu üst yapı yoksa buna bağlı olan alt bilgi düzeyleri de doğru düzgün çalışmaz. Hatta araba kullanması da, okuması da gelişir. Anlayarak okumak hızlı okumanın yerine geçer.
Bunun için de bu dindarların Gelenek’le tanışmaları ve barışmaları gerekiyor. Orada büyük ustalar var. Bakmayın siz modernist, köksüz ilahiyatçıların söylediklerine. Batı bugün geldiği düşünce ve bilim seviyesini Antik filozoflarını yeniden yorumlayarak elde ettiler. Heideger ve diğerleri böyle söylüyor. O düşünceleri bil sonra onun üzerine yorumunu yap. Onların yaptığı bu. Bizde ise her şeyi sıfırdan almak isteyen ve bunu din adına yapan ontolojisiz, geleneksiz, tarihsiz nev zuhurlar var. Gençleri ifsad ediyorlar. İslami STK’ların bu uyarılarıma kulak asmalarını ümid ederim.”. https://www.yenisafak.com/yazarlar/mahmuderolkilic/gencleri-dogru-yoneltmek-2044495

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme