29 Ocak 2016 Cuma

Tefekkür Medeniyeti: Hazreti Peygamber'in Kötü Alışkanlık ve Davranışlara Karşı Tavrı ve Kötü Davranışları Önleme Prensipleri

Hazreti Peygamber'in Kötü Alışkanlık ve Davranışlara Karşı Tavrı ve Kötü Davranışları Önleme Prensipleri

http://www.diyanetdergisi.com/diyanet-dergisi-16/konu-275.html 

Hz. Muhammed (S.A.S), Allah'ın insanlara gönderdiği son peygamber olduğu gibi
aynı zamanda yeryüzünde yaşamış en mükemmel insandır. 0, Kur'an­ı Kerim'de insanlara
en güzel örnek olarak gösterilmiştir.(1) Allah Rasûlü, insanlar için hayatın her alanında
ideal alınacak tek modeldir. Zira o, örnek bir çocuktur, örnek bir gençtir, örnek bir
arkadaştır, örnek bir meslek adamıdır, örnek bir aile reisidir, örnek bir eştir, örnek bir
babadır. Hülasa, her yaşta ve her meslekten insanın kendisine model alabileceği yegane
şahsiyettir.

Allah Rasûlü insanlara öğüt verme, onları iyiliklere, güzelliklere sevk etmede örnek olduğu
gibi, onları hatalı söz, davranış ve alışkanlıklardan vazgeçirme, yahut hatalı davranışları
tashih hususunda da en mükemmel örnekliği göstermiştir.

İnsanlar içinde sadece peygamberler günah işlemekten korunmuşlardır. Zira Cenab­ı Hakk
onları İsmet (günah işlememe) özelliği ile muttasıf kılmıştır. Bu nedenle peygamberler
haricindeki bütün insanlar günah işleme ve hata yapma illeti ile malûldürler. Yüce dinimiz
İslâm, yasak olan fiilleri (günah) açıkça bildirmiş ve mü'minlere bu davranış ve
alışkanlıklardan uzak durmalarını emretmiştir. Kişi bu emirlere uyduğu takdirde kendisini
kurtaracak ve Allah'ın sevgili kulları arasına girecektir. Ancak müslümanın vazifesi sadece
yasak fiillerden kaçınmakla bitmez. Onun bir diğer görevi de, Allah'ın haram kıldığı
amelleri işleyen kardeşlerini bu davranış ve alışkanlıklardan vazgeçirmeye çalışmaktır. Biz
buna Ô'Emr­i bi'l­ma'ruf ve nehy­i ani'l­münker'' diyoruz ki Cenab­ı Allah yüce kitabında
müslümanlar için bunun bir vazife olduğunu bildirmektedir.(2) Hz. Peygamber'in bu
konudaki tavrını şu hadisi şerif çok veciz şekilde ifade eder: Ô'Sizden bir kimse çirkin bir iş
görürse onu eliyle değiştirsin (düzeltsin), eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna
da gücü yetmezse kalben nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir''(3).
Allah Rasûlü kötü alışkanlık ve davranışları önleme hususunda çeşitli metotlar tatbik
etmiştir. Biz burada onun kötülüklerden men etme yani Ô'nehy­i ani'l­münker'' metotlarını
örneklerle açıklamaya çalışacağız.

Hz. Peygamber (S.A.S.), sürekli olarak ashabıyla bir araya gelir, onlara kendisine
vahyedilmiş olan yeni ayetleri duyurur ve dinin hükümlerini anlatırdı. Toplantılarında
mü'minlere güzel huy ve davranışları anlatıp, onları bu hususta teşvik ederken, aynı
zamanda kötü davranış ve huylardan bahsederek de ashabını bu gibi hallerden
sakındırmaya çalışırdı. Ô'Gıybet, kardeşini onun hoşlanmadığı bir vasıf ile zikir ve tavsif
etmendir. Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa işte o zaman gıybet olur; yoksa, ona bühtan ve
iftira etmiş olursun'' (4) sözleriyle gıybet etmeyi; "Ara bozmak için laf getirip götüren kimse
Cennet'e giremez" (5) diyerek dedi­koduyu; Ô'Doğru sözlülük iyiliğe, iyilik de Cennet'e
götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah nezdinde sıddıklar derecesine çıkar. Yalan
kötülüğe, kötülük de Cehennem'e götürür, İnsan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında
yalancılar defterine yazılır'' (6) sözleriyle yalan söylemeyi; Ô'Her kim, bir müslümanın
malını haksız yere almak için yalandan yemin ederse, Allah'ın azabına uğrar''(7) diyerek
yalan yere yemin etmeyi; Ô'Lânet etmek doğruların şanından değildir''(8), Ô'Hiç biriniz
diğerine, Allah sana lanet etsin, Allah'ın gazabma uğra, Cehennem'de yan gibi beddualarla
lanet etmesin''(9) sözleriyle lanet etmeyi; Ô'Hasedden sakının. Çünkü ateşin odunu ve otları
yokettiği gibi hased de güzel amelleri mahveder''(10) diyerek hased etmeyi; Ô'Ben, sarhoşluk
veren her şeyden sizi men ediyorum''(11), Ô'İçkiden sakınınız Allah'a yemin ederim ki, içki
ile iman bir yerde birleşmez, Yani biri diğerini çıkarır''(12), Ô'Üç grup cennete giremez
Bunlar minnet edici (başa kakıcı), anne­babasına isyankar olan, içkiye devam
edenlerdir.''(13) Ô'Cenab­ı Hakk, şaraba, içene, dağıtana, satana, alana, saklamasını
isteyene, yüklenip götürene, satıp parasını yiyene lanet ediyor''(14), Ô'Şarhoşluk veren
şeylerin on zümreye zararı dokunur; Bizzat sarhoşluk veren şeye, ham maddesini ezen veya
sıkana, satıcısına, satın alana, nakliyesi ile uğraşana, kendisine götürülen kimseye, bütün
bu işlerden elde edilen kazancı yiyene, içene, içilmek üzere ikram edene''(15) sözleriyle de
içki içmeyi ashabına dolayısıyla biz ümmetlerine yasaklamıştır. Bu örnekleri daha da
çoğaltmamız mümkündür.
Hz. Peygamber, ashabı ile sohbet ederken, bazen geçmiş ümmetlerin kötü hareketlerinden
ve bu hareketlerinin sonuçlarından bahsederek, ümmetini de aynı davranışları
tekrarlamamaları hususunda uyarmıştır. Şimdi onun bu davranışına bir hadis­i şerif
mealiyle örnek vermek istiyoruz: Ô'Beni İsrail arasında bozgunculuk şöyle başladı.
Onlardan biri günah işleyen bir adama rastladığı zaman ÔBe adam Allah'tan kork,
yapmakta olduğun işi bırak; zira o iş sana helal değildir' der. Ertesi günü yine o adama aynı
halde rastlar. Bununla beraber, o adamla yiyip içmekten ve onunla düşüp kalkmaktan
çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah onların kalplerini birbirine benzetti. Sonra,
Ôİsrailoğulları içinde kâfir olanlar, isyanları ve hududu aşmaları yüzünden, Davud ve
Meryem oğlu İsa diliyle lanetlendiler. Onlar yaptıkları günahlardan birbirini men etmeye
uğraşmazlardı(16) ayetini okudu. Arkasından şöyle dedi. ÔYa marufu emir ve münkerden
nehyeder, zalimi zulmetmekten men eder, onu hakka çevirir, hak üzerinde durursunuz; yahut
Allah kalplerinizi birbirine benzetir de sonra sizi de Beni İsrail'i lânetlediği gibi lânetler'(17)
Allah Rasûlü, ashabı içinde; muhatabını incitici sözler söyleyen veya hatalı hareket yapan
birini gördüğünde derhal müdahale eder ve uygun bir şekilde hatalı davranışta bulunan
şahsı uyarırdı. Hz. Peygamber bir gün namazda iken, cemaatten biri Malik b. Duhşüm'un
nerede olduğunu sordu. Orada bulunan biri, onun, Allah ve Rasûlü'nü sevmeyen bir münafık
olduğunu söyledi. Rasûlüllah o adama, böyle söylememesini, çünkü onun Allah'ın rızasını
isteyerek Lailahe İllallah dediğini, Allah'ın da böyle diyen bir kişiyi Cehenneme haram
kılacağını buyurdu.(18)
Ebû Mesud el­Bedrî, uşağını kamçı ile dövüyordu. Rasûlüllah onu gördü ve Ô'Ey Ebâ Mes'ud,
iyi bil ki senin bu köleye kudretinden, Allah'ın senin üzerindeki kudreti daha büyüktür''.
Bunun üzerine Ebû Mes'ud kölesini azad etti.(19)
Hz. Peygamber çevresinde, evinde ve özellikle mescidde insanları rahatsız edici maddeler
gördüğünde bir başkasından beklemeden bizzat eliyle bu maddeleri temizlerdi.(20) O,
Bununla birlikte kendisi de,''Şüphe yok ki, mescidler yalnız Allah'ı zikretmek ve Kur'an
okumak için tesis edilmiştir. Abdest bozmak vesair tiksindirici şeyler buraya yakışmaz''
derdi.(21)
Müslümanlar zaman zaman Hz. Peygamber'e gelerek dinin emir ve yasakları konusunda
soru sorarlardı. Ona güzel amellerin, kendilerine en fazla fayda sağlayacak ibadetlerin
hangileri olduğunu sordukları gibi, bazen de ondan en büyük günahların hangileri
olduğunu da öğrenmek isterlerdi. O da Allah'a şirk koşmak, yalan yere yemin etmek gibi
günahları sayarak insanları bu çeşit davranışlardan sakındırmaya çalışırdı.(22)
Ashab bazen Hz. Peygambere giderek yaptıkları bir işi ona haber verirlerdi. Allah Rasûlü
yapılan davranışı uygun bulursa onaylar, yanlış bulursa da bu davranışı yapan kişiyi uyarır
ve bu fiilini terk etmesini isterdi. Bu konuda ashabdan Numan b. Beşir şöyle bir olay
aktarmaktadır; Ô'Babam Beşir beni Rasûlüllah'ın huzuruna götürdü ve sahip olduğu köleyi
bana hibe ettiğini söyledi. Rasûlüllah, diğer kardeşlerime de köle verip vermediğini
sorduğunda hayır cevabını alınca, ÔAllah'tan korkunuz, in'am ve ihsan hususunda
çocuklarınız arasında adalet ve müsavata riayet ediniz', buyurdu. Babam da bu emre uyarak
köleyi bana hibe etmekten vazgeçti.''(23)
Hz. Peygamber'in hatalı alışkanlık ve davranışlara karşı tavrı ve bunları ıslahı hususundaki
uygulamalarını aktardıktan sonra, onun insanların hatalarını düzeltmedeki prensiplerinden
de kısaca bahsetmek istiyoruz.
Hz. Peygamber'in hataları düzeltmedeki ilk prensibi, hata yapan kişinin yüzüne vurmadan
onun yanlışını düzeltme yoluna gitmesidir. Allah Rasûlü bir kişide gördüğü davranışı
düzeltirken, o insanın şahsiyetini incitmemeye özen gösterir. Hatasını yüzüne vurmak ve
onu teşhir ederek mahcup etmekten sakınırdı.(24) Böyle durumda ya umumi bir tarzda
konuşarak, Ô'Bazıları neden böyle yapıyor?'' diye uyarır veya hoşnutsuzluğunu gösteren bir
tavır sergilerdi. Böylece Hz. Peygamberin bu davranışı beğenmediği anlaşılırdı. Enes b.
Malik anlatıyor: Ô'Bir gün zaferan (safran) sürmüş bir adam Rasûlüllah Ôın huzuruna
girdi. Biraz oturduktan sonra kalkıp gitti. Onu mahcup etmemek için yanında bir şey
söylemeyen Rasûlüllah yanındakilere dönerek: "Şuna söyleseniz de yüzündekini yıkayıverse"
(25) buyurdu. Tecrid­i Sarih mütercimi Ahmed Naim bu hadisi şöyle izah eder: Ô'Bir şeyden
sakındırıp korkuturken Ôbir takım kimselere ne oluyor ki' tarzında müphem ve şahıs tayin
etmeyen tabirleri kullanmak Nebiyy­i Muhterem efendimizin adetiydi. İsimlerini söylemiş
olsa, azarlanan kimseler mahcup olurdu. Buna ise o yüce insanın yaratılışı, merhameti ve
üstün sevgisi elvermezdi. Bu nedenle insanlara öğüt verirken onların hatalarını görüp
azarlamak yerine, şahıs tayininden kaçarak "bazıları şöyle böyle ederler" hatta daha
mütevazi bir eda ile "biz şöyle yapıyoruz" şeklinde nasihat etmek gerekir. Zira bu yumuşak ve
şefkatli ifade hem tesir edici olur, hem de hiçbir kimse gücendirilerek, insanî zaafı gereği
nefsine uyup aksi istikamete sevk edilmemiş olur.''(26)
Allah Rasûlü'nün hataları ıslah etmedeki ikinci prensibi ise, muhatabını tatlı dille ve
yumuşak sözle uyarmasıdır.
Tatlı dil karşısında yumuşamayan insan yoktur.(27) Bu hususta Yunus şöyle der:
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz". Hz.
Peygamber muhataplarına daima tatlı dil ile muamele etmiştir. O karşısındakinin bir
yanlışını düzelteceği yahut ona bir şey söyleyeceği zaman önce onu yumuşatarak gönlünü
kazanır, sonra söyleyeceklerini söylerdi.
Bir gün Kureyş kabilesinden bir genç huzura geldi ve "Ya Rasûlüllah zina etmeme izin ver"
dedi. İslam terbiyesi ile bağdaştıramadıkları bu teklif karşısında ashab­ı kiram genci
susturmak için azarladılar ve üzerine yürüdüler. Rasûlüllah gayet sakin bir şekilde onu
yanına çağırdı ve oturmasını söyledi. Sonra delikanlı ile sohbet etmeye başladı.
"Söyle bakayım, bir başkasının senin annenle, kızınla, kız kardeşinle, halan yahut teyzen ile
zina yapmasını kabul eder misin? " Genç böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmeyeceğini söyledi.
Hz. Peygamber de "Öyleyse hiç kimse kendi annesi, kardeşi veya diğer akrabası ile zina
edilmesini istemez" buyurdu. Bu sözlerden sonra gencin hatasını kavradığını görünce, elini
onun omzuna koyarak, " Allah'ım bunun günahını affet, kalbini temizle ve uzuvlarını günah
işlemekten koru" diye dua etti. Hadisi nakleden sahabi o gencin bir daha böyle şeylerle hiç
ilgilenmediğini bildirmektedir.(28)
Yeni müslüman olduğu için namazda konuşulmaması gerektiğini bilmeyen Muaviye b.
Hakem, cemaatle namaz kılındığı bir sırada aksıran bir adama "Allah sana merhamet
eylesin" der. Bu yersiz konuşmasından ötürü herkes ona sert sert bakar. Muaviye şaşırır, "Ne
bakıyorsunuz, ben ne yaptım ki" diye konuşmaya devam eder. Bu defa namaz kılanlar onu
susturmak için elleriyle ayaklarına vurmaya başlarlar. Muaviye müslümanların kendisini
susturmak istediklerini anlayarak susar ve işin sonunu beklemeye başlar. Namaz bitince
Rasûlüllah cemaate döner ve şunları söyler: "Namaz kılarken dünya kelamı söylememek
gerekir, namaz, tesbih, tekbir ve Kur'an okumaktan ibarettir". Hadiseyi bize anlatan
Muaviye der ki, "Anam babam Rasûlüllah'a feda olsun. Ne ondan önce ne de sonra onun
kadar güzel öğretim yapan bir muallim görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü, ne de sövdü."
(29) Bu hadis, bilmemelerinden dolayı camilerde yanlış hareket yapan insanlara karşı
göstermemiz gereken tavrı gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Ensardan birinin hurma ağacını taşlayan küçük Rafi b. Amr, bahçe sahibi tarafından
yakalanarak Rasûlüllah'a getirilir. Peygamber çocuğa müşfik bir ifade ile hurma ağaçlarını
niçin taşladığını sorduğunda çocuk, aç olduğu için, karnını doyurmak niyetiyle ağaçları
taşladığını söyler. Allah Rasûlü yüzündeki tebessüm ile çocuğun başını eliyle okşayarak "Bir
daha ağaçları taşlama, yavrum. Altına düşenleri al ye, Allah seni doyurur" der, arkasından
da "Allah'ım bu yavrunun karnını doyur" diye dua eder.(30)
Yaşadığımız toplumda tasvip etmemiz mümkün olmayan birçok davranışa şahit olduğumuz
bir gerçektir. Bizlere düşen evvela bu davranışlardan kendimizi korumak, daha sonra da
yanlış davranış ve alışkanlık içinde olan insanları bu hallerinden vazgeçirmeye çalışmaktır.
Bu konuda da örnek modelimiz ve rehberimiz tabii ki yine Hz. Peygamber'dir. Şayet bizler
Allah Rasûlü'nün bu konudaki metot ve prensiplerine uygun olarak kötüler ve kötülüklerle
mücadele etme yolunda gayret gösterirsek, onun başardığı gibi ideal bir toplum meydana
getirme girişimlerimizde muvaffak olabiliriz.
DİPNOTLAR
1. Ahzab, 21.
2. Âl­i İmran, 104, 110.
3. Buhârî, Tevhid, 37; Müslim, İman, 78; Ebû Dâvûd, Salat, 242, Melâhim, 17; Tirmizi,
Fiten, 11; İbn Mâce, İkame, 155, Fiten, 20; Nesai, İman, 17; Ahmed b. Hanbel, III, 10, 20,
39, 653, 654.
4. Müslim, Birr, 70.
5. Müslim, İman, 168: Ahmed b Hanbel, V, 391. 396, 399, 406.
29.01.2016 Hazreti Peygamber'in Kötü Alışkanlık ve Davranışlara Karşı Tavrı ve Kötü Davranışları Önleme Prensipleri | diyanetdergisi.com
http://www.diyanetdergisi.com/diyanet­dergisi­16/konu­275.html 5/6
6. Buhârî, Edeb. 69: Müslim, Birr, 103. 104, 105: Ebû Dâvûd, Edeb, 80;Tirmizi, Birr, 46; İbn
Mâce. Mukaddime, 7, Dârimî, Rikak, 7: Muvatta, Kelâm, 16; Ahmed b. Hanbel, I, 405, 433.
7. Buhârî, Tevhid, 24, Müslim, İman, 218: Tirmizî, Tefsir­i sure, 3. 21; Nesaî, Kaza, 30; Ebu
Dâvûd, Büyu, 62; Muvatta, Akzıye, 11; Ahmed b. Hanbel, I, 189, 190, 416, V, 260, VI, 212.
8. Müslim, Birr, 84; Tirmizî, Birr, 72; Ahmed b. Hanbel, II, 337, 366.
9. Ebu Dâvûd, 45; Tirmizî, Birr, 84; Ahmed b. Hanbel, V, 15.
10. İbn Mâce. Zühd, 22: Ebu Dâvûd, Edeb, 44.
11. Buhârî, Eşribe, 74; Ebu Dâvûd, Eşribe, 20.
12. Nesaî, Eşribe, 51.
13. Nesaî, Eşribe, 51.
14. Tirmizî, Eşribe, 20.
15. İbn Mâce, Eşribe, 3.
16. Maide, 77.
17. Ebu Dâvûd, Melâhim, 17.
18. Buhârî, Salat, 46, 65, Teheccüd, 36, Rikak, 6, Müslim, Mesâcid, 24; Zühd, 43: Tirmizî,
Nikah, 25; İbn Mâce, Cihad, 12.
19. Müslim, İman, 34, 35, 36: Ebu Dâvûd, Edeb, 124: Tirmizî, Birr, 30: Ahmed b. Hanbel,
IV, 120.
20. Buhârî, Salat, 34, 35, 36, 39, Ezan, 94, Edeb, 75; Müslim, Mesâcid, 50, 53, Zühd, 74;
Ebu Dâvûd, Salât, 22; Nesaî, Mesâcid, 32, 35; İbn Mâce, Mesâcid, 10, İkame, 61; Dârimî,
Salât, 116; Ahmed b. Hanbel. II, 6, 18, 29, 33.
21. Müslim, Tahâre, 100; Ahmed b. Hanbel, III, 191.
22. Buhârî, Edeb, 6, İman, 16. Diyât, 2, İstitabe, 1; Tirmizî, Tefsir­i sure, 4, 6, 7; Nesaî,
Tahrim, 3, Kasâme, 48; Ebû Dâvûd, Diyât, 9; Ahmed b. Hanbel, II, 214, III, 490.
23. Buhârî, Hibe, 12; Müslim, Hibât, 9, 10; Muvatta, Akziye, 39.
24. Algül, Hüseyin, İslâm Tarihi, I­IV. İstanbul, 1986, II, 107.
25. Ebu Dâvûd, Edeb, 6.
26. Tecrid­i Sarih Tercemesi, I­XII, Ankara 1981, II, 717­718. Bu konuda bk. Kandemir,
Yaşar, Örneklerle İslâm Ahlâkı, İstanbul 1986, s. 71­73.
27. Cenab­ı Hakk Kur'an­ı Kerim'de Hz. Musâ'ya. Firavun'la bile yumuşak bir üslupla
konuşmasını emretmiştir. Tâhâ, 43­44.
28. Ahmed b. Hanbel, V , 256.
29. Müslim, Mesâcid, 33; Ebu Dâvûd, Salât, 167; Nesaî, Ticaret, 67.
30. Ebu Dâvûd, Cihad, 86; Tirmizî, Büyu, 54; İbn Mâce, Ticaret, 67. Ayrıca bk. Kandemir,
Yaşar, Örneklerle İslâm Ahlâkı, s. 73­ 77.
Dr. Adem Apak ­ Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Gör.
29.01.2016 Hazreti Peygamber'in Kötü Alışkanlık ve Davranışlara Karşı Tavrı ve Kötü Davranışları Önleme Prensipleri | diyanetdergisi.com
http://www.diyanetdergisi.com/diyanet­dergisi­16/konu­275.html 6/6
247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132
131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102
101 100 99 98 97
Diyanet Dergisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme