10 Şubat 2019 Pazar

Yenilik yaratmak fikirle başlar



03 Ocak 2019 Perşembe
Yenilik yaratmak fikirle başlar
vedat.bilgin@aksam.com.tr
Türk siyasi hayatındaki en büyük sorun yenilik yaratmaktır. Her yeni yıla girerken gelecekten ümitle bahsedenler, sanki takvimin değişmesiyle bir şeylerin değişeceğini beklerler; oysa değişimi meydana getiren elbette zamanın göstergeleri olan yılbaşları olmadığı gibi takvimdeki günler de değildir. Yenilik, ancak tasavvurlarda varsa bunlar düşünceden fikir haline geçerek, oradan bir programa ya da pratiğe dönüşme imkânı buldukları zaman meydana gelecektir.
Nitekim siyasette imparatorluktan günümüze kadar uzanan siyasal hareketlere bakıldığı zaman bu ihtiyacın siyasal hayatta nasıl bir rol oynadığını görmek mümkün olacaktır. Meşrutiyet döneminin renkli fikir hayatı içinde dahi memleketin kurtuluşunu yani imparatorluk için bir çıkış yolu gösterecek bir program mümkün olmadığı için İmparatorluk içine girdiği krizden çıkamamış, bürokratik/askeri zümrenin hegemonyasında bilinen akıbete mecbur kalmıştır.
YENİ FİKİR İHTİYACI
Cumhuriyet döneminde giderek Meşrutiyet döneminin o renkli düşünce dönemini bile aratan bir ortam oluşur; yeni fikirlere yönelmekten uzaklaşılıp ‘tek doğrulu bir siyaset anlayışına’ gidilmiştir. Oysa ilk yıllarda en az iki düşünce anlayışının etkisi Cumhuriyet Türkiye’sinde de mevcuttur. İçerik olarak liberalizmin muhtevasını yeterince yansıtmasa da liberal Sebahattin Beyin takipçileri vardır; diğer tarafta Gökalp ve Sait Halim Paşa düşünce çizgisinin sürdürülmesi beklenebilirdi fakat bırakınız bunların devamını, Cumhuriyetin otoriterleşmesi, Tek Parti süreci Kadrocular’a bile tahammül göstermemiştir.
Bu durumun neticesi düşünce hayatının kısırlaşıp, Halkevleri folklorculuğuna hapsolmak, ‘resmi aydınların’ tahakkümüne maruz kalmak olmuştur. Türkiye’de düşünce hayatının canlanma belirtileri için çok partili hayata geçmek gerekecektir. Milliyetçilik, muhafazakârlık, liberalizm eğilimlerine 1960’larda sosyalist fikirler de eklenir. Bunlar bir imkân olarak fikir hayatının canlanmasına katkı yapmışlardır fakat ‘Tek Parti’ geleneğinin oluşturduğu, daha sonra Kemalizm diye tartışılan akım devlettin resmi ‘anayasal’ ideolojisi halini aldığı için ilginç bir durum ortaya çıkmıştır. Kemalizm sosyalist sloganlarla karışık bir çeşit BAAS ideolojisi haline dönüşerek darbeleri meşrulaştıran bir ideolojik işleve sahip olmuştur.
TUTUCU ZİHNİYET
Bunun bazı neticeleri bugün dahi düşünce hayatının çoğullaşmasının, fikri kısırlığın aşılmasının, siyasette yenilik yaratmanın önündeki en önemli engellerdir. Bunlardan ilki, CHP’nin kendini yenileme kabiliyetinin üstünde sürekli bir baskı oluşturmasıdır. Bilhassa bu gelenekten gelen resmi aydınların kolaycılığa kaçıp, sosyalist düşünceden bazı alıntılar yapıp, kendilerince CHP için bir çeşit sol çıkış önermeleri, anti-demokratik zihniyetin direncini artırmaktan öteye bir sonuç vermemektedir. O düşünürlerin bugünkü dünyaya söyleyecekleri bir şeyinin olmadığını, demokrasi karşıtı, ‘kapalı toplum ideologları’ olduklarını fark edememek bile resmi aydınlardaki geri bir zihinsel durumdu ortaya koymaktadır.
İkinci önemli netice ise, bu zihniyetin siyasette her türlü yenilikçi arayışa karşı gösterdiği tepkisel tavırdır. DP’den Özal’ın ANAP’a kadar siyasette yenilik yaratarak fikir hayatının da çoğulculaşmasına yönelen her tavra tepki gösteren bu kadroların AK Parti ve Erdoğan’a tahammülsüzlüklerini biraz da buralarda aramak gerekmez mi?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder